aman donerim askinin etrafin da pervaneyim;
pervaneyim sana
yuruyorum sokaklarda sen evinde uyurken
saatten haberim yok belki gec belki erken
yuruyorum sokaklarda sen evinde uyurken
saatten haberim yok belki gec belki erken
kaderin cilvesinden sarabin ofkesinden
anladimki kacis yok bu askin pencesinden
isten eve donerken susayip su icerken
her daim aklimdasin;
hayat akip giderken
hayat akip giderken
hayat akip giderken
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip birsoneyim alacakaranlikta
yuruyorum sokaklarda sen evinde uyurken
saatten haberim yok belki gec belki erken
kaderin cilvesinden sarabin ofkesinden
anladimki kacis yok bu askin pencesinden
isten eve donerken susayip su icerken
her daim aklimdasin;
hayat akip giderken
hayat akip giderken
hayat akip giderken
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
alacakaranlikta alacakaranlikta
alacakaranlikta
Ziyaretçi
06 Şubat, 2010
O'NA...
kirli suyunda parıltılar
akvaryumunda sana başarılar
biraz yemsiz biraz keyifsiz kal
sığ suyunda kıpırtılar
biraz sessiz biraz kimsesiz kal
bak kendin bile inanmıştın
sen tertemiz ve saftın
kirli suyunda parıltılar
artık bir değerin var
yalnızlığın tadı hep böyle kaçar mı
bir gün kalbin elinde sessizce patlar mı
artık yalnızlığın var
kirli suyunda parıltılar...
akvaryumunda sana başarılar
biraz sessiz biraz sevgisiz kal
bak kendin bile inanmıştın
sen rengarenk kraldın
kirli suyunda parıltılar
artık bir değerin var
yalnızlığın tadı hep böyle kaçar mı
bir gün kalbin elinde sessizce patlar mı ?
akvaryumunda sana başarılar
biraz yemsiz biraz keyifsiz kal
sığ suyunda kıpırtılar
biraz sessiz biraz kimsesiz kal
bak kendin bile inanmıştın
sen tertemiz ve saftın
kirli suyunda parıltılar
artık bir değerin var
yalnızlığın tadı hep böyle kaçar mı
bir gün kalbin elinde sessizce patlar mı
artık yalnızlığın var
kirli suyunda parıltılar...
akvaryumunda sana başarılar
biraz sessiz biraz sevgisiz kal
bak kendin bile inanmıştın
sen rengarenk kraldın
kirli suyunda parıltılar
artık bir değerin var
yalnızlığın tadı hep böyle kaçar mı
bir gün kalbin elinde sessizce patlar mı ?
HER NEYSE....
Ve ben artık seninle yapamıyorum,birtanem
Elimde değil,istesemde,istesemde,yapamıyorum
Ve seni aramak gelmiyor içimden
Eskisi gibi değil
Seninle ben,seninile ben ne yazık olamıyorum
İnanamıyorum bu hale nasıl düştük bilemiyorum
Sende mi,bende mi,herneyse
Her kimdeyse,
Neyse bilemiyorum
Ve sana dokunmak gelmiyor içimden
Aşk sözlerin batıyor
Sarılsanda,yalvarsanda,
Seni duyamıyorum
Yeter artık ben seni sevemiyorum,birtanem
Bırak beni,anlasan,anlasana,
Seni istemiyorum
Olur olmaz nedenler,her yerde izlenmeler
Böyle şeylerden yoruldum
Ne yazık ki,ne yazık ki birtanem,boğuluyorum
Elimde değil,istesemde,istesemde,yapamıyorum
Ve seni aramak gelmiyor içimden
Eskisi gibi değil
Seninle ben,seninile ben ne yazık olamıyorum
İnanamıyorum bu hale nasıl düştük bilemiyorum
Sende mi,bende mi,herneyse
Her kimdeyse,
Neyse bilemiyorum
Ve sana dokunmak gelmiyor içimden
Aşk sözlerin batıyor
Sarılsanda,yalvarsanda,
Seni duyamıyorum
Yeter artık ben seni sevemiyorum,birtanem
Bırak beni,anlasan,anlasana,
Seni istemiyorum
Olur olmaz nedenler,her yerde izlenmeler
Böyle şeylerden yoruldum
Ne yazık ki,ne yazık ki birtanem,boğuluyorum
Bu Dünyadan Bir YAVUZ ÇETİN Geçti....
Türkiye'nin en yetenekli gitaristlerinden biriydi Yavuz Çetin. Gitarını çalarken bu dünyadan uzaklaşır, hayranları ise dünya standartlarında bir gitaristi,bir virtüözü dinlemenin keyfini çıkarırlardı. 17 yaşında başladığı profesyonel müzik serüvenine ve yaşamına, 31 yaşında iken kendi isteğiyle son verdi. 2 albüm, sayısız konser ve stüdyo performansı, en önemlisi de Yavuzcan adını verdiği oğlunu bıraktı geride.
1970 yılında Samsun'da doğan Yavuz Çetin, 10 yaşındayken cura ve bağlama çalmaya başladı. Günün birinde dinlediği elektro gitarın sesine hayran kaldı ve 1985 yılında akustik gitarla başladığı çalışmalarına daha sonra elektro gitarla devam etti. O günden sonra elinden bırakmayacağı gitarı, kısa süreliğine de olsa, kendisini hayata bağlayacaktı. İstanbul'a geldikten sonra müzik çalışmalarına hız veren Yavuz Çetin, birçok grupta gitarist ve solist olarak bulundu; bu grupların içinde Blue Blues Band'in yeri ayrıdır. Batuhan Mutlugil, Kerim Çaplı ve Sunay Özgür'le birlikte kurdukları grup, 70'li yılların Rock ve Blues parçalarını yeniden düzenleyerek sahneye taşıdı. Daha sonra Fuat Güner'le tanışarak, stüdyo müzisyenliğine adım attı ve birçok sanatçının albüm kayıtlarına eşlik etti. Göksel'in ''Sabır'' şarkısında kullandığı ''Talkbox'' performansı ile Türkiye'de bir ilke imza attı. MFÖ ile turnelere de katılan Yavuz, gitardaki üstün yeteneği sayesinde aranan bir isim olmayı başarmıştı.
Artık sıra kendi albümüne gelmişti ve 1997 yılında bu isteğini gerçekleştirdi. ''İlk'' isimli albümü, Yavuz Çetin'in gitardaki üstün performansının yanında, yazdığı şarkı sözleri açısından da önemlidir. Duygusallığını ve samimiyetini, şarkı sözlerine ve sololarına başarıyla yansıtan Yavuz, kısıtlı tanıtım çalışmaları nedeniyle geniş kitlelere ulaşamadı. Ancak ''Dünya'' isimli enstrümantal parçası, Sinan Çetin'in yönettiği ''Propaganda'' filminde kullanıldı ve filme önemli katkı sağladı.
2000 yılında ikinci albümünün hazırlıklarına başlayan Yavuz Çetin, ruhsal açıdan sıkıntılı bir döneme girmişti. Psikolojik tedavi görmeye başlasa da ruhundaki depremlere engel olamıyordu. Yeni albümü için yazdığı şarkı sözlerinde de bu depresif tarafı kendini belli edecek ve albümüne ''Satılık'' ismini verecekti. Hayatı boyunca duygularıyla yaşayan bir insan olarak, maddiyata dayalı düzene başkaldırıyordu. Bir süre sonra, artan bunalımları nedeniyle hastaneye kaldırılan Yavuz Çetin'e, ''yoğun depresyon'' teşhisi konuldu. 10 gün süren tedavinin ardından taburcu edildi ve ''en iyi ilaç müzik'' diyerek, albümünü tamamlamak için stüdyoya kapandı. Ne var ki, 15 Ağustos 2001 tarihinde, yaşamaktan ve bu dünyadan vazgeçti. ''Kimse Bilemez'' şarkısında, ''Güzel olan her şey neden çabuk biter?..''diyordu Yavuz Çetin. Maalesef, bu sefer de öyle oldu ve bu dünyanın yaşamaya değmeyeceğine karar vererek, aramızdan çok erken ayrıldı.
Ölümü, daha fazla tanınmasına ve medyada geniş şekilde yer bulmasına neden oldu. Gazeteler, ''Cennet bir virtüöz daha kazandı'' ve ''Dertli gitar sustu'' gibi manşetler attı. Yaşarken Yavuz Çetin'i ve eserlerini görmezden gelen medya, onu ölümünden sonra keşfetmiş, ancak çok geç kalmıştı.
Kasım 2001' de piyasaya çıkan albümündeki ''Yaşamak İstemem'' isimli şarkı, Yavuz Çetin'in neden intiharı seçtiğini anlatıyor ve insanı makineleştirmeye çalışan iğrenç düzeni kıyasıya eleştiriyordu: ''Bana öğretilen her şey/ Bana önerilen her şey/ Bana dayatılan yaşantı/ İşe yaramaz bir çöplük/ Yarattığınız sistemler/ Kullandığınız yöntemler/ Yaşamak istemem artık aranızda/ Belki de terslik bende/Yapamadım bu düzende/ Kaçacak delik arar oldum/ Sürüngenler şehrinde/ Eğitilmiş köpekler/ Doymak bilmez maymunlar/ Yaşamak istemem artık aranızda/ Benden, bir ruhsuz yaratmayı nasıl başardınız/ Benden, bir hissiz yaratmayı nasıl başardınız/ Benden, bir uyumsuz yaratmayı nasıl başardınız/ Benden, sizden biri yaratmayı nasıl başardınız/ Yaşamak istemem artık aranızda''.....
Müziğin, muhalif ve uyumsuz çocuğu Yavuz Çetin, ayakta kalabilmek için çok çabalamış ancak, bu dünyaya ait olmadığına karar vermişti. Göçmen bir kuştu; zamansız göçüp giden; beyaz kanatlarıyla karanlığı terk eden.......
1970 yılında Samsun'da doğan Yavuz Çetin, 10 yaşındayken cura ve bağlama çalmaya başladı. Günün birinde dinlediği elektro gitarın sesine hayran kaldı ve 1985 yılında akustik gitarla başladığı çalışmalarına daha sonra elektro gitarla devam etti. O günden sonra elinden bırakmayacağı gitarı, kısa süreliğine de olsa, kendisini hayata bağlayacaktı. İstanbul'a geldikten sonra müzik çalışmalarına hız veren Yavuz Çetin, birçok grupta gitarist ve solist olarak bulundu; bu grupların içinde Blue Blues Band'in yeri ayrıdır. Batuhan Mutlugil, Kerim Çaplı ve Sunay Özgür'le birlikte kurdukları grup, 70'li yılların Rock ve Blues parçalarını yeniden düzenleyerek sahneye taşıdı. Daha sonra Fuat Güner'le tanışarak, stüdyo müzisyenliğine adım attı ve birçok sanatçının albüm kayıtlarına eşlik etti. Göksel'in ''Sabır'' şarkısında kullandığı ''Talkbox'' performansı ile Türkiye'de bir ilke imza attı. MFÖ ile turnelere de katılan Yavuz, gitardaki üstün yeteneği sayesinde aranan bir isim olmayı başarmıştı.
Artık sıra kendi albümüne gelmişti ve 1997 yılında bu isteğini gerçekleştirdi. ''İlk'' isimli albümü, Yavuz Çetin'in gitardaki üstün performansının yanında, yazdığı şarkı sözleri açısından da önemlidir. Duygusallığını ve samimiyetini, şarkı sözlerine ve sololarına başarıyla yansıtan Yavuz, kısıtlı tanıtım çalışmaları nedeniyle geniş kitlelere ulaşamadı. Ancak ''Dünya'' isimli enstrümantal parçası, Sinan Çetin'in yönettiği ''Propaganda'' filminde kullanıldı ve filme önemli katkı sağladı.
2000 yılında ikinci albümünün hazırlıklarına başlayan Yavuz Çetin, ruhsal açıdan sıkıntılı bir döneme girmişti. Psikolojik tedavi görmeye başlasa da ruhundaki depremlere engel olamıyordu. Yeni albümü için yazdığı şarkı sözlerinde de bu depresif tarafı kendini belli edecek ve albümüne ''Satılık'' ismini verecekti. Hayatı boyunca duygularıyla yaşayan bir insan olarak, maddiyata dayalı düzene başkaldırıyordu. Bir süre sonra, artan bunalımları nedeniyle hastaneye kaldırılan Yavuz Çetin'e, ''yoğun depresyon'' teşhisi konuldu. 10 gün süren tedavinin ardından taburcu edildi ve ''en iyi ilaç müzik'' diyerek, albümünü tamamlamak için stüdyoya kapandı. Ne var ki, 15 Ağustos 2001 tarihinde, yaşamaktan ve bu dünyadan vazgeçti. ''Kimse Bilemez'' şarkısında, ''Güzel olan her şey neden çabuk biter?..''diyordu Yavuz Çetin. Maalesef, bu sefer de öyle oldu ve bu dünyanın yaşamaya değmeyeceğine karar vererek, aramızdan çok erken ayrıldı.
Ölümü, daha fazla tanınmasına ve medyada geniş şekilde yer bulmasına neden oldu. Gazeteler, ''Cennet bir virtüöz daha kazandı'' ve ''Dertli gitar sustu'' gibi manşetler attı. Yaşarken Yavuz Çetin'i ve eserlerini görmezden gelen medya, onu ölümünden sonra keşfetmiş, ancak çok geç kalmıştı.
Kasım 2001' de piyasaya çıkan albümündeki ''Yaşamak İstemem'' isimli şarkı, Yavuz Çetin'in neden intiharı seçtiğini anlatıyor ve insanı makineleştirmeye çalışan iğrenç düzeni kıyasıya eleştiriyordu: ''Bana öğretilen her şey/ Bana önerilen her şey/ Bana dayatılan yaşantı/ İşe yaramaz bir çöplük/ Yarattığınız sistemler/ Kullandığınız yöntemler/ Yaşamak istemem artık aranızda/ Belki de terslik bende/Yapamadım bu düzende/ Kaçacak delik arar oldum/ Sürüngenler şehrinde/ Eğitilmiş köpekler/ Doymak bilmez maymunlar/ Yaşamak istemem artık aranızda/ Benden, bir ruhsuz yaratmayı nasıl başardınız/ Benden, bir hissiz yaratmayı nasıl başardınız/ Benden, bir uyumsuz yaratmayı nasıl başardınız/ Benden, sizden biri yaratmayı nasıl başardınız/ Yaşamak istemem artık aranızda''.....
Müziğin, muhalif ve uyumsuz çocuğu Yavuz Çetin, ayakta kalabilmek için çok çabalamış ancak, bu dünyaya ait olmadığına karar vermişti. Göçmen bir kuştu; zamansız göçüp giden; beyaz kanatlarıyla karanlığı terk eden.......
YALNIZLIK....
Bir kadın 'ben üşüyorum' dediğinde, bunun cevabının, 'üstüne bir şey al,' 'istersen bir taksiye binelim,' 'eve geldik zaten' türünden bir söz olmadığını,
'üşüyorum' dediğinde kadının 'bana sarılsana' demek istediğini ve ona sarılmak gerektiğini öğrenmek epey zamanımı aldı.
Sanırım binlerce yıl boyunca isteklerini açıkça söylemelerine izin verilmediği için 'gizli bir dil' geliştirmek zorunda kalan kadınlar, bu kadar basit bir şeyin erkekler tarafından niye anlaşılamadığını, niye 'emeceklerine üflediklerini' hiç anlayamazlar.Erkeklerin, bakkal dükkanının arka tarafındaki salak küçük oğlana benzediğini düşünürler:
'Anlayışsız ve beceriksiz salaklar.'
Sevgi ve şefkat eksikliğine hiç tahammül edemeyen, bunların 'açıkça' söylenerek elde edilmesinin ise elde edilenin değerini düşüreceğine inanan kadınların niye isteklerini düpedüz söylemedikleri ise erkekler için hep bir sırdır.Duygularını göstermenin kadınlara özgü bir davranış olduğunu sanan erkekler, açıkça sevgilerini ve şefkatlerini göstermekten hep utanırlar.Farkında olmadan, onlar, bu duyguların gösterileceği tek yerin yatak odası olduğuna inandıklarından, kalabalıkların içinde sevgi ve şefkat gösterdiklerinde, herkesin seyrettiği bir yerde sevişiyorlarmış hissine kapılıp tedirgin olurlar.
Erkekler için duygular, kapalı yerlerde yaşanması gereken 'mahrem' şeylerdir, kadınlar ise bunu hayatın her anında yaşanması gereken bir şey olduğunu düşünürler.Hemen hemen hepsi gizli bir 'derebeyi' olan erkekler, kadınların her isteğinde, her talebinde bir isyan, bir başkaldırı hatta bir hakaret görürler.
Erkeklerin bekledikleri, kadınların 'üşümeleri' ya da 'acıkmaları' değil, erkeğin yanında soğuğu ve açlığı hissetmeyecek kadar kendinden geçmiş bir aşka kapılmaları ve bu aşkı taleplerini dile getirmeyerek göstermeleridir.Galiba o yüzden, erkeğin biraz kadınsılaştığı ve duygularını alabildiğine özgür bıraktığı aşkın ilk günleri geçtikten ve erkek yeniden erkekliğine döndüğünde, kadınlar 'üşümeye' başlarlar.'Benim uykum geldi' dediğinde erkeğin onla beraber yatmamasını, perhize başladığı sırada aniden bir hoşluk yapma isteği duyan erkeğin ona sevdiği yemekleri almasını 'düşmanca' bulmaya koyulurlar.Artık erkeğin her davranışı ince eleklerden geçirilip, onun sözlerinde ve davranışlarında 'sevgisizlik' işaretleri tek tek saptanır.Ve o gizli dil daha sık ortaya çıkar.Kendilerinden yakınırlar önce, 'çok şişmanladım,' 'çok yaşlandım,' 'çok çirkinleştim,' bunları söyledikten sonra erkeklerin ne söyleyeceklerine, ne yapacaklarına bakarlar.Kendilerine büyük bir ilgi eksikliği olarak gözüken o anlayışsızlıkların, artık eskisi kadar beğenilmemelerinden ya da sevilmemelerinden mi kaynaklandığını anlamaya uğraşırlar.
........... KADIN 'ÜŞÜR'
Son bir iki deneme daha yapar, bazen güzelliği ve cinselliğiyle, bazen sinirli çıkışmalarıyla, erkeğe 'üşüdüğünde ona sarılınması gerektiğini' bir daha öğretmeye uğraşır.Ama erkek hâlâ, emeceğine üflüyorsa, o tehlikeli sapak yaklaştı demektir.Ya kadın kadere rıza gösterip teselliyi hediyelerde, parada,
çocuklarında, kendisine sağlanan güvende aramaya razı olur ve arada sırada tutan 'ben çok yalnızım' yakınmaları ve ağlama nöbetleriyle hayatını sürdürür ya da 'üşümeye' fazla dayanamayıp, 'sarılmasını bilen' biri var mı diye etrafa bakınmaya koyulur.'Sarılmasını bilenler' bu sapaktaki kadınları keskinleşmiş radarlarıyla hemen bulurlar.Bir vakit işler iyi gider.Ama sarılmasını bilenler de bir süre sonra kaçınılmaz erkekliklerine geri dönüp, üşüyen kadına, üstüne bir hırka almasını söylerler.Ve, bu, hem acıklı hem eğlenceli süreci başlatan ilk uyarı da, her kadının kendi özel lisanında hemen söylenir......
- Üflemeyeceksin salak, emeceksin.
'üşüyorum' dediğinde kadının 'bana sarılsana' demek istediğini ve ona sarılmak gerektiğini öğrenmek epey zamanımı aldı.
Sanırım binlerce yıl boyunca isteklerini açıkça söylemelerine izin verilmediği için 'gizli bir dil' geliştirmek zorunda kalan kadınlar, bu kadar basit bir şeyin erkekler tarafından niye anlaşılamadığını, niye 'emeceklerine üflediklerini' hiç anlayamazlar.Erkeklerin, bakkal dükkanının arka tarafındaki salak küçük oğlana benzediğini düşünürler:
'Anlayışsız ve beceriksiz salaklar.'
Sevgi ve şefkat eksikliğine hiç tahammül edemeyen, bunların 'açıkça' söylenerek elde edilmesinin ise elde edilenin değerini düşüreceğine inanan kadınların niye isteklerini düpedüz söylemedikleri ise erkekler için hep bir sırdır.Duygularını göstermenin kadınlara özgü bir davranış olduğunu sanan erkekler, açıkça sevgilerini ve şefkatlerini göstermekten hep utanırlar.Farkında olmadan, onlar, bu duyguların gösterileceği tek yerin yatak odası olduğuna inandıklarından, kalabalıkların içinde sevgi ve şefkat gösterdiklerinde, herkesin seyrettiği bir yerde sevişiyorlarmış hissine kapılıp tedirgin olurlar.
Erkekler için duygular, kapalı yerlerde yaşanması gereken 'mahrem' şeylerdir, kadınlar ise bunu hayatın her anında yaşanması gereken bir şey olduğunu düşünürler.Hemen hemen hepsi gizli bir 'derebeyi' olan erkekler, kadınların her isteğinde, her talebinde bir isyan, bir başkaldırı hatta bir hakaret görürler.
Erkeklerin bekledikleri, kadınların 'üşümeleri' ya da 'acıkmaları' değil, erkeğin yanında soğuğu ve açlığı hissetmeyecek kadar kendinden geçmiş bir aşka kapılmaları ve bu aşkı taleplerini dile getirmeyerek göstermeleridir.Galiba o yüzden, erkeğin biraz kadınsılaştığı ve duygularını alabildiğine özgür bıraktığı aşkın ilk günleri geçtikten ve erkek yeniden erkekliğine döndüğünde, kadınlar 'üşümeye' başlarlar.'Benim uykum geldi' dediğinde erkeğin onla beraber yatmamasını, perhize başladığı sırada aniden bir hoşluk yapma isteği duyan erkeğin ona sevdiği yemekleri almasını 'düşmanca' bulmaya koyulurlar.Artık erkeğin her davranışı ince eleklerden geçirilip, onun sözlerinde ve davranışlarında 'sevgisizlik' işaretleri tek tek saptanır.Ve o gizli dil daha sık ortaya çıkar.Kendilerinden yakınırlar önce, 'çok şişmanladım,' 'çok yaşlandım,' 'çok çirkinleştim,' bunları söyledikten sonra erkeklerin ne söyleyeceklerine, ne yapacaklarına bakarlar.Kendilerine büyük bir ilgi eksikliği olarak gözüken o anlayışsızlıkların, artık eskisi kadar beğenilmemelerinden ya da sevilmemelerinden mi kaynaklandığını anlamaya uğraşırlar.
........... KADIN 'ÜŞÜR'
Son bir iki deneme daha yapar, bazen güzelliği ve cinselliğiyle, bazen sinirli çıkışmalarıyla, erkeğe 'üşüdüğünde ona sarılınması gerektiğini' bir daha öğretmeye uğraşır.Ama erkek hâlâ, emeceğine üflüyorsa, o tehlikeli sapak yaklaştı demektir.Ya kadın kadere rıza gösterip teselliyi hediyelerde, parada,
çocuklarında, kendisine sağlanan güvende aramaya razı olur ve arada sırada tutan 'ben çok yalnızım' yakınmaları ve ağlama nöbetleriyle hayatını sürdürür ya da 'üşümeye' fazla dayanamayıp, 'sarılmasını bilen' biri var mı diye etrafa bakınmaya koyulur.'Sarılmasını bilenler' bu sapaktaki kadınları keskinleşmiş radarlarıyla hemen bulurlar.Bir vakit işler iyi gider.Ama sarılmasını bilenler de bir süre sonra kaçınılmaz erkekliklerine geri dönüp, üşüyen kadına, üstüne bir hırka almasını söylerler.Ve, bu, hem acıklı hem eğlenceli süreci başlatan ilk uyarı da, her kadının kendi özel lisanında hemen söylenir......
- Üflemeyeceksin salak, emeceksin.
sana....
Suyun derinliği aynıydı
Ama senin beline benimse omuzlarıma geliyordu
Bütün yapraklar sararıp düşecekti
Ama ilk ben düştüm kalanlar arkamdan korkuyla baktı
Bütün aşklar çok büyük olacaktı
Ama en büyük bizimkisi diyecektik
Her bir insan eşsiz olacaktı
Ama hep kendimizi en değerli zannedecektik
Çamur mu sürmek istiyorsun başkasının duygularına
Önce senin ellerin kirlenecek
Suyla mı gidiyorsun bir başkasının yanan yüreğine
O yürekte hep yerin olacak
Sana bilmediğin bir şey söyleyemem
Ben de hiçbir şey bilmiyorum
Ne kadar iyilik varsa hepimiz için
Hepsini dileyip gerisine direniyorum
Çok sonraları fark edecektik
İyilik temizlik bile göreceli olacaktı
O kadar hızlı kirlenecektik ki
Masumiyet fotoğraflarda eskiyip solacaktı
Korkuyor musun senden farklı olan her şeyden
Korktuğun şey kendi içinde büyüyecek
Ortak mı oluyorsun bir başkasının yalnızlığına
Yüreğin yalnızlık nedir bilmeyecek
Ama senin beline benimse omuzlarıma geliyordu
Bütün yapraklar sararıp düşecekti
Ama ilk ben düştüm kalanlar arkamdan korkuyla baktı
Bütün aşklar çok büyük olacaktı
Ama en büyük bizimkisi diyecektik
Her bir insan eşsiz olacaktı
Ama hep kendimizi en değerli zannedecektik
Çamur mu sürmek istiyorsun başkasının duygularına
Önce senin ellerin kirlenecek
Suyla mı gidiyorsun bir başkasının yanan yüreğine
O yürekte hep yerin olacak
Sana bilmediğin bir şey söyleyemem
Ben de hiçbir şey bilmiyorum
Ne kadar iyilik varsa hepimiz için
Hepsini dileyip gerisine direniyorum
Çok sonraları fark edecektik
İyilik temizlik bile göreceli olacaktı
O kadar hızlı kirlenecektik ki
Masumiyet fotoğraflarda eskiyip solacaktı
Korkuyor musun senden farklı olan her şeyden
Korktuğun şey kendi içinde büyüyecek
Ortak mı oluyorsun bir başkasının yalnızlığına
Yüreğin yalnızlık nedir bilmeyecek
aşk..
ne güzel süpriz bu böyle
hoşgeldin
boşver çabalama
konuşmak zorunda değilsin
hem hareketlerinden
küçücük mimiklerinden
kalbini okurum ben
bütün gün yataktaydım
yüzümde yastık izi
seninde geçmişinde
binlerce ağır yenilgi
çok şaka yaptıysam
aslında korktuğumdan
beni zaten tanırsın sen
derlerki bir yerden sonra
acımaz kanamazlar
zaten aşk kötü bir şaka
anlamaya çalışma
her güzel şey bitermiş
aşk nedensiz sevmekmiş
kulağımda gürültüler
uyurken televizyon açık kalmış
bir ülkenin bodrum katında
kirli bir savaş varmış
midem bulanıyor
galiba dünya tuttu
ben, hep kuruttu
derlerki bir yerden sonra
acımaz kanamazlar
zaten aşk kötü bir şaka
anlamaya çalışma
her güzel şey bitermiş
aşk nedensiz sevmekmiş
hoşgeldin
boşver çabalama
konuşmak zorunda değilsin
hem hareketlerinden
küçücük mimiklerinden
kalbini okurum ben
bütün gün yataktaydım
yüzümde yastık izi
seninde geçmişinde
binlerce ağır yenilgi
çok şaka yaptıysam
aslında korktuğumdan
beni zaten tanırsın sen
derlerki bir yerden sonra
acımaz kanamazlar
zaten aşk kötü bir şaka
anlamaya çalışma
her güzel şey bitermiş
aşk nedensiz sevmekmiş
kulağımda gürültüler
uyurken televizyon açık kalmış
bir ülkenin bodrum katında
kirli bir savaş varmış
midem bulanıyor
galiba dünya tuttu
ben, hep kuruttu
derlerki bir yerden sonra
acımaz kanamazlar
zaten aşk kötü bir şaka
anlamaya çalışma
her güzel şey bitermiş
aşk nedensiz sevmekmiş
mektup
Telefonda konuşamam bilirsin,
Mektuplarıysa ertelerim hep,belkide yazım çirkin diye.
Çok düşündüm, çok kurdum,
Karar verdim hep vazgeçtim,ama sana yazabilirim nihayet.
Aslında söz vermiştim,duygularımı kilitlemiştim,ta ki sen açana dek.
Korkma sevgi dilenmeyeceğim ama bilirsin beni işte
Bitiririm her şeyi bir dikişte
Napim?
Aşk bu,savaş bu binlerce yıldır sürüp giden
Aşk bu,savaş bu kadın ve erkek arasında
Artık saymıyorum yılları,bana deyip geçen hayatları,
Zaten pek de sevmem insanları.
Ama kimi dostlar var sevdiğim,sokak köpekleri beslediğim,
Bazı güzel anılar biriktirdiğim.
Tutku garip bir şey ve çok vahşi,
Ve çok hırslıydım zaten bende o yüzden de yağmaladım seni…
Kolay değildir bilirim,bir aşkı bir kalbe koymak,
Hele bir başkasını severken sen.
Teşekkürler,bir zamanlar beni cok sevdiğin için
Bu mektup da olmadı,kelimeler toparlanmadı,işte şimdi çöpe gidiyor.
Yinede mektubuma son verirken,
Seni her zaman çok seven,
Ben..
Mektuplarıysa ertelerim hep,belkide yazım çirkin diye.
Çok düşündüm, çok kurdum,
Karar verdim hep vazgeçtim,ama sana yazabilirim nihayet.
Aslında söz vermiştim,duygularımı kilitlemiştim,ta ki sen açana dek.
Korkma sevgi dilenmeyeceğim ama bilirsin beni işte
Bitiririm her şeyi bir dikişte
Napim?
Aşk bu,savaş bu binlerce yıldır sürüp giden
Aşk bu,savaş bu kadın ve erkek arasında
Artık saymıyorum yılları,bana deyip geçen hayatları,
Zaten pek de sevmem insanları.
Ama kimi dostlar var sevdiğim,sokak köpekleri beslediğim,
Bazı güzel anılar biriktirdiğim.
Tutku garip bir şey ve çok vahşi,
Ve çok hırslıydım zaten bende o yüzden de yağmaladım seni…
Kolay değildir bilirim,bir aşkı bir kalbe koymak,
Hele bir başkasını severken sen.
Teşekkürler,bir zamanlar beni cok sevdiğin için
Bu mektup da olmadı,kelimeler toparlanmadı,işte şimdi çöpe gidiyor.
Yinede mektubuma son verirken,
Seni her zaman çok seven,
Ben..
sol beyin..
Siz ağırlıklı olarak, sol beyninizi kullanıyorsunuz.
Sizin gibi sol beynini kullanan insanlar genellikle, konuşma kabiliyeti, detaya inme, mantıklı ve analitik düşünme gerektiren durumlarda zorluk çekmezler. Farkında olsanız da olmasanız da, hitap tarzınız ve düşüncelerinizi ifade ediş biçiminizle insanları etki altına alma kapasiteniz çok yüksek. Yazar veya şair olmayı, güzel ve akıcı konuşmayı gerektiren özellikler, sol beyinle ilgilidir. Bunun yanı sıra dil öğrenmeye de büyük bir yatkınlığınız var.
Sol beynini ağırlıklı kullanan biri olarak, karşılaştığınız olayları belli bir mantığa oturtarak değerlendiriyorsunuz. Niyetten ziyade sonuca odaklı bir yapıya sahipsiniz. Bir işi bitirmeden diğerine atlamak size göre değil. Programlanmış günlük işlerden zevk alıyorsunuz ve genelde plan, program yapıp, bu sıraya göre hareket etmeyi tercih ediyorsunuz. Bu da, yöntemli ve verimli bir çalışma tarzınız olduğu anlamına geliyor.
Matematikte başarılı olma şansınız da çok yüksek. Rakamlar, sayılar arası ilişkiler, diziler, işlemler ve soyut düşünceden sol beyin sorumludur. Özellikle cebirsel işlem, denklem ve problem çözmede gayet iyi olduğunuz söylenebilir.
Kendinizi rahat ifade edebildiğiniz için insanlarla iletişime geçmekte zorlanmıyorsunuz. Genelde yanlış anlaşılma gibi bir korkunuz yok; çünkü doğru kelimeleri bulmak, sol beyin için kolay bir iştir. İnsanları dinlerken de, aynı zamanda detaylara odaklandığınız için, mantıklı sonuçlara varabiliyorsunuz.
Sol beyin gerçekleri olduğu gibi ele aldığından, girdiğiniz yeni ortamlara kolaylıkla uyum sağlayabiliyorsunuz. Sizin için püf nokta, ortamın kurallarını bilmek ve ona göre hareket etmek. Eğer bir kural yoksa, kendi kurallarınızı koyacak kadar da güven sahibisiniz.
Fakat, sol beyni baskın kişilerin, genel olarak ilişkilerde zorlandığı bir kısım vardır; empati kurmak... Bununla ilgili en meşhur örnek, yol tarifidir. Örneğin; siz karşınızdaki kişiye yol tarif ederken, metresi metresine doğru bir tarif verebilirsiniz ancak, bütün yönleri kendinize göre tarif edersiniz. "Sağa gideceksin" dediğinizde, bu sağ taraf, sizin sağınızdır. Sol beyin, ben merkezci özellikler taşır.
İlişkilerdeki diğer bir eksi yön ise, insanlar hakkında karar verirken, kar-zarar analizi yapmaktan kendinizi alıkoyamamanız. Aslında bu durum sol beynin, aklı ve mantığı duygulardan önce tutmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin, bir iş yerinde patron sizsiniz ve çalışanlarınızdan birine bir proje verdiniz. Fakat bu proje, o kişinin bütün çalışmalarına rağmen, sizin istemediğiniz biçimde sonuçlandı. Bu durumda, o kişinin iyi niyet çabalarını ve emeğini bir kenera koyarak, o insanı gereğinden fazla cezalandırmanız, ya da acımasızca eleştirmeniz olasıdır. Çünkü sizin için, işlerin geldiği nokta önemlidir.
Sol beyin, detaycı ve analitik düşünme sayesinde, size ayrıntılı işlerde büyük başarı sağlar. Fakat bazen ayrıntılara fazla girmek, büyük resmi görmenizi engelleyebilir. Buna dikkat etmeli ve dengeyi sağlamalısınız.
Konu kitaplar olduğunda, "roman" pek tercih ettiğiniz bir tür değil, ya da ilk tercihiniz değil. Genelde düşünsel ve felsefi bazlı kitaplar, akademik değeri olan, araştırma ürünü yazılar ilgi alanınıza giriyor. Romanda ise gerçek yaşamdan esinlenerek yazılmış eserlerden daha çok hoşlanıyorsunuz. Örneğin, biyografiler, tarihi romanlar, birebir hayatın içinden insanların anlatıldığı hikayeler gibi. Aynı şey sinema için de geçerli. Kurgusu yüksek, fantastik filmler pek ilgi alanınıza girmiyor.
Sizin gibi sol beynini kullanan insanlar genellikle, konuşma kabiliyeti, detaya inme, mantıklı ve analitik düşünme gerektiren durumlarda zorluk çekmezler. Farkında olsanız da olmasanız da, hitap tarzınız ve düşüncelerinizi ifade ediş biçiminizle insanları etki altına alma kapasiteniz çok yüksek. Yazar veya şair olmayı, güzel ve akıcı konuşmayı gerektiren özellikler, sol beyinle ilgilidir. Bunun yanı sıra dil öğrenmeye de büyük bir yatkınlığınız var.
Sol beynini ağırlıklı kullanan biri olarak, karşılaştığınız olayları belli bir mantığa oturtarak değerlendiriyorsunuz. Niyetten ziyade sonuca odaklı bir yapıya sahipsiniz. Bir işi bitirmeden diğerine atlamak size göre değil. Programlanmış günlük işlerden zevk alıyorsunuz ve genelde plan, program yapıp, bu sıraya göre hareket etmeyi tercih ediyorsunuz. Bu da, yöntemli ve verimli bir çalışma tarzınız olduğu anlamına geliyor.
Matematikte başarılı olma şansınız da çok yüksek. Rakamlar, sayılar arası ilişkiler, diziler, işlemler ve soyut düşünceden sol beyin sorumludur. Özellikle cebirsel işlem, denklem ve problem çözmede gayet iyi olduğunuz söylenebilir.
Kendinizi rahat ifade edebildiğiniz için insanlarla iletişime geçmekte zorlanmıyorsunuz. Genelde yanlış anlaşılma gibi bir korkunuz yok; çünkü doğru kelimeleri bulmak, sol beyin için kolay bir iştir. İnsanları dinlerken de, aynı zamanda detaylara odaklandığınız için, mantıklı sonuçlara varabiliyorsunuz.
Sol beyin gerçekleri olduğu gibi ele aldığından, girdiğiniz yeni ortamlara kolaylıkla uyum sağlayabiliyorsunuz. Sizin için püf nokta, ortamın kurallarını bilmek ve ona göre hareket etmek. Eğer bir kural yoksa, kendi kurallarınızı koyacak kadar da güven sahibisiniz.
Fakat, sol beyni baskın kişilerin, genel olarak ilişkilerde zorlandığı bir kısım vardır; empati kurmak... Bununla ilgili en meşhur örnek, yol tarifidir. Örneğin; siz karşınızdaki kişiye yol tarif ederken, metresi metresine doğru bir tarif verebilirsiniz ancak, bütün yönleri kendinize göre tarif edersiniz. "Sağa gideceksin" dediğinizde, bu sağ taraf, sizin sağınızdır. Sol beyin, ben merkezci özellikler taşır.
İlişkilerdeki diğer bir eksi yön ise, insanlar hakkında karar verirken, kar-zarar analizi yapmaktan kendinizi alıkoyamamanız. Aslında bu durum sol beynin, aklı ve mantığı duygulardan önce tutmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin, bir iş yerinde patron sizsiniz ve çalışanlarınızdan birine bir proje verdiniz. Fakat bu proje, o kişinin bütün çalışmalarına rağmen, sizin istemediğiniz biçimde sonuçlandı. Bu durumda, o kişinin iyi niyet çabalarını ve emeğini bir kenera koyarak, o insanı gereğinden fazla cezalandırmanız, ya da acımasızca eleştirmeniz olasıdır. Çünkü sizin için, işlerin geldiği nokta önemlidir.
Sol beyin, detaycı ve analitik düşünme sayesinde, size ayrıntılı işlerde büyük başarı sağlar. Fakat bazen ayrıntılara fazla girmek, büyük resmi görmenizi engelleyebilir. Buna dikkat etmeli ve dengeyi sağlamalısınız.
Konu kitaplar olduğunda, "roman" pek tercih ettiğiniz bir tür değil, ya da ilk tercihiniz değil. Genelde düşünsel ve felsefi bazlı kitaplar, akademik değeri olan, araştırma ürünü yazılar ilgi alanınıza giriyor. Romanda ise gerçek yaşamdan esinlenerek yazılmış eserlerden daha çok hoşlanıyorsunuz. Örneğin, biyografiler, tarihi romanlar, birebir hayatın içinden insanların anlatıldığı hikayeler gibi. Aynı şey sinema için de geçerli. Kurgusu yüksek, fantastik filmler pek ilgi alanınıza girmiyor.
bir kadın gittiğinde....
Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde "yetim-öksüz" kalan çok olur.
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler,
Özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unut...ulur saksıların.
Sık sık boynunu büker "sarıkız".
O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz
Değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.
Balkon artık sessizdir
Koridor kimsesiz.
Bir kadın gittiğinde...
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında;
Bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...
Bir anne gider...
Bir dost...
Bir arkadaş...
Bir sevgili...
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde...
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.
Kapı eşiğindeki "Dikkat et..." duyulmaz,
Annesi gitmiştir "geç kalma"nın.
Kadınlar,arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında
Ve bir kadın gittiğinde
pek çok "yetim" bırakmıştır arkasında………
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler,
Özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unut...ulur saksıların.
Sık sık boynunu büker "sarıkız".
O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz
Değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.
Balkon artık sessizdir
Koridor kimsesiz.
Bir kadın gittiğinde...
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında;
Bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...
Bir anne gider...
Bir dost...
Bir arkadaş...
Bir sevgili...
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde...
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.
Kapı eşiğindeki "Dikkat et..." duyulmaz,
Annesi gitmiştir "geç kalma"nın.
Kadınlar,arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında
Ve bir kadın gittiğinde
pek çok "yetim" bırakmıştır arkasında………
SAKLANAN SEVDALAR
Çoğumuz duygularını saklamanın daha doğru olduğunu sanıp ne kadar yanılıyoruz değil mi? Oysa sevgi beslenmeli, karşılıklı özveriyle desteklenmeli. Her gün yeni bir sürpriz için çaba sarfedip sevgiyi yaşatmak için emek vermeli. Ama ne yazık ki evliliklerde garanti gözüyle bakıp hiç emek harcamadığımız gibi hesapsızca tüketip, har vurup harman savuruyoruz sevgileri.
Ne yazık...
Oysa ne zor bulunur sevgiler. Özellikle karşılıklı olanı yakalamak ne küçük bir olasılık. Ama
kaybetmek ne kadar kolay ve çabuk. Koca bir sevginin katili oluveriyoruz çarçabuk. Bence sevgi katilleri de yargılanmalı ve cezaya çarptırılmalı. Çünkü kapanması ve onarımı olanaksız bir ton yara bırakıyor ardında.Sonra bir ton da yaralı insan. Öleceğiz zannedip ölmüyoruz acısından. Ama sürüm sürüm sürünüyoruz.Sonrasında yeni sevdalara kuşkuyla bakıp olası mutluluklara kapatıyoruz pencerelerimizi. Korunmak adına anlamsız kaçak güreşler daha da yoruyor insanı.Şöyle kararlı, tutup koparıverecek, ayaklarımızı yerden kesecek kadar cesur birini bekleyip ömür tüketiyoruz. Bir de bakıyoruz ki yolun sonuna gelivermişiz. Ne çabuk geçmiş zaman. Ne kolay tüketilmiş sevdalar. Ne hesapsız harcayıp ne derin yaralar açmışız. Bir o kadar yara da biz edinmişiz hayattan. Hayatın son durağında, mevsim çoktan kışa dönmüş, gelecek vasıtayı bile kestiremez olmuşuz.
Neyin adına peki...
Ahh Korunma iç güdüsüyle sakladığımız seviler ahh...
Üstelik taze tüketilmesi gerekirken saklamaya kalkıştığımız, hem de saklama koşullarına da uyulmadığından çürümüş, kokuşmuş, çürüdükçe de etrafını çürütmeye devam eden, tümörleşen, duygu depocukları ne çok canımızı acıtmış. Bize sunulmadan bayatlamış ve sunulduğunda da besin zehirlenmesine yol açmış seviler. Hayat ne bayat noktasına gelmişiz bu yüzden. Ve ne kadar geç kalmışız hayata.
İşte hayat bu.
Ben de galiba hayat ne bayat noktasında, gelecek vasıtayı kestiremiyorum artık.Umarım siz tazeyken tüketmeyi becerebilirsiniz duygularınızı ve hayat arkadaşınızı besin zehirlenmesinden kurtarırsınız. Çok mutlu olmanız dileğiyle....
CAN DÜNDAR
Ne yazık...
Oysa ne zor bulunur sevgiler. Özellikle karşılıklı olanı yakalamak ne küçük bir olasılık. Ama
kaybetmek ne kadar kolay ve çabuk. Koca bir sevginin katili oluveriyoruz çarçabuk. Bence sevgi katilleri de yargılanmalı ve cezaya çarptırılmalı. Çünkü kapanması ve onarımı olanaksız bir ton yara bırakıyor ardında.Sonra bir ton da yaralı insan. Öleceğiz zannedip ölmüyoruz acısından. Ama sürüm sürüm sürünüyoruz.Sonrasında yeni sevdalara kuşkuyla bakıp olası mutluluklara kapatıyoruz pencerelerimizi. Korunmak adına anlamsız kaçak güreşler daha da yoruyor insanı.Şöyle kararlı, tutup koparıverecek, ayaklarımızı yerden kesecek kadar cesur birini bekleyip ömür tüketiyoruz. Bir de bakıyoruz ki yolun sonuna gelivermişiz. Ne çabuk geçmiş zaman. Ne kolay tüketilmiş sevdalar. Ne hesapsız harcayıp ne derin yaralar açmışız. Bir o kadar yara da biz edinmişiz hayattan. Hayatın son durağında, mevsim çoktan kışa dönmüş, gelecek vasıtayı bile kestiremez olmuşuz.
Neyin adına peki...
Ahh Korunma iç güdüsüyle sakladığımız seviler ahh...
Üstelik taze tüketilmesi gerekirken saklamaya kalkıştığımız, hem de saklama koşullarına da uyulmadığından çürümüş, kokuşmuş, çürüdükçe de etrafını çürütmeye devam eden, tümörleşen, duygu depocukları ne çok canımızı acıtmış. Bize sunulmadan bayatlamış ve sunulduğunda da besin zehirlenmesine yol açmış seviler. Hayat ne bayat noktasına gelmişiz bu yüzden. Ve ne kadar geç kalmışız hayata.
İşte hayat bu.
Ben de galiba hayat ne bayat noktasında, gelecek vasıtayı kestiremiyorum artık.Umarım siz tazeyken tüketmeyi becerebilirsiniz duygularınızı ve hayat arkadaşınızı besin zehirlenmesinden kurtarırsınız. Çok mutlu olmanız dileğiyle....
CAN DÜNDAR
aşk ve ayakkabı ..
Bedenin yükünü ayaklar taşır,ruhun yükünü yürekler.. bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz.
İçinizin acılarını,sıkıntılarını,kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız.
Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur yağmur,toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava"koşullarına dayanıklıdır.
Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur"ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup"gider.
Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla"seçmezseniz,tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde NASIR oluşabilir.
Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla açılır"diyen satıcıya inanarak alırsanız,zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.
Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp"zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.
Aşık olabileceğiniz insan türü,tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde,farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"....
Aşkı bir çeşit serüven olarak"spor"gibi yaşayanlar, aynen "spor ayakkabı"gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.
Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı"gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.
Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.
"Bez"ayakkabılar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları"ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.
"Marka"ayakkabı alır gibi,sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan"aşıklar görürsünüz.
Katı plastikten "yağmur çizmesi"edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.
Ayrıca ne tuhaf ki,psikolojik testlerde "zaafı"olup evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.
Evet,aşk "ayakkabıdır".
Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor"kullandığnız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".
Ve nasıl ki"delik"bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde yalnızca"bir miktar"ömrünü uzatmış olursanız;"delik"bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!
CAN DÜNDAR
İçinizin acılarını,sıkıntılarını,kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız.
Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur yağmur,toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava"koşullarına dayanıklıdır.
Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur"ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup"gider.
Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla"seçmezseniz,tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde NASIR oluşabilir.
Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla açılır"diyen satıcıya inanarak alırsanız,zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.
Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp"zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.
Aşık olabileceğiniz insan türü,tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde,farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"....
Aşkı bir çeşit serüven olarak"spor"gibi yaşayanlar, aynen "spor ayakkabı"gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.
Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı"gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.
Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.
"Bez"ayakkabılar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları"ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.
"Marka"ayakkabı alır gibi,sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan"aşıklar görürsünüz.
Katı plastikten "yağmur çizmesi"edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.
Ayrıca ne tuhaf ki,psikolojik testlerde "zaafı"olup evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.
Evet,aşk "ayakkabıdır".
Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor"kullandığnız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".
Ve nasıl ki"delik"bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde yalnızca"bir miktar"ömrünü uzatmış olursanız;"delik"bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!
CAN DÜNDAR
sana ....canın sıkılırsa okursun :)
kendimle ki aslında aynı zamanda bu sen de oluyorsun; verdiğim savaş....içimde biri : git söyle! diğeri dur yapma! derken ....ne diye bu keşmekeşin tam ortasında bulurken kendimi gözyaşlarımı silmek ve bi o kadar silememek ....acıkmak ama yiyememek....sana açım ve sana bu acım...resmini görmek bana sızı ve sen, görmeden de sevebilmek senin bile bilemiyeceğin bi ateş ve buz...şimdi sen; nasıl oldun dedin? ...ben ise; gidiyorum...gitme demeni,beni yine sev demeni bekledim...beni yine sevmeni....sen ise ''tamam''ı seçerek doğruyu,kendimce yolumu çizdin....hoşçakal...
kız kulesi
Çaldıgım hayatlar mıydı beni boyle bitap düşüren?...Yoksa çalınan hayatım mıydı?..Kendi ateşimle yanarken,denize atlamak ve orada çırpınmaktı hayat bir anlamda.Kendimi gördüğüm nokta tam bir kızkulesi şimdi...Kimse dokunmamış meğer ruhuma.nefesime...bir dua gibi hala ..kalbim ne kadar saf oysa....Gecelerin ayazında ve karanlığında bir mum değil binlerce ışık yaktıgım o yıllarda,güneşin batışının bile umrumuzda olmadığı zamanlardı...Kendi kabuğuma çekildiğimi ve sadece kendime önem verdiğimi şimdilerde daha iyi anlıyorum...Hatırladığım o yıllara dair sadece bir kaç soluk fotoğraf ve kendi kulemi oluşturacak kadar çok ''Bir Yığın Gözyaşı'' olmuş...KIZ KULESİYİM artık....Kendi suyuyla yıkanıp,rüzgarıyla savrulan..Arada bir uğranılıp hal hatır sorulan,geçmişi masallara konu olan..Artık ilk aşkın bile tadını alamazken,bir kızkulesi gibi ıssız ve yalnız olmak sanırım o kadar da can yakmayacak!!!...
kaybettimm....
hala bır tutun gıbı..kokuyorsun ellerımde...basımı donduren o ılk dumanı cekısımsın sankı..hergece soylenen bır nınnı gıbı soylemeden uyuyamadıgımdın...tekrar donebılmek..yuzunun ardına saklanmak ısteyen bır cocuk gıbı heyecanlı yasamak isterken korkak ve telaslı oysa..beklenen ama asla gelemeyen o gun..o gun hatırına yasanan bunca umut ve tutku...hala bakarken yuzune konusamıyorum...gorduklerımı gormen ve unuttuklarımı hıc hatırlatmaman tek dılegım...yasamak hur
ve ozgur bır kus kadar ucarcasına belkı ama bı o kadar da ımkansız olsa gerek...ıcımden sokup atamadıgım bu korkular benı cekıp alıyor senden senı benden alan korkular gıbı ...sen hıc aıt olamadıgın kendı ruhuna soyledıgın yalanlarına devam et...et kı bu hayata bakısım degısmesın..mutluyum ..sen yoksun dıken ustunde bır ask yok...huzur bıgun o da olur...yollarımda yuruyen karıncaları farkedebılen bır ruhum..yuregım var kocaaman gozlerın ardındakı o sırnasık cocuga delı gıbı asık olan bır yurek...bır gun gıdecegımız yer aynı olsa bıle bır mahalle bakkalınıın tozlu raflarında aynı ekmege elımızı surersek dıye ....ben uzun yıllardır bakkala dahı gıremıyorum....bır otobus duragı belkı bızı var eden...belkı bırılerının gormedıgı gorup de anlam katamadıgı bır yazgıdayız...suphe katkısı konmus tamam beyınlerde belkı celısmemız...belkı de sen benım en buyuk paranoyamdın, ben senı hep varsın dıye hıc bu ıhtımalı anlayamadım?...kım bılır? .....belkı bır notanın en guzel tınısı ıken yarım kalmıs bır sarkıydık...bıldıgım tek dogru var cok basıt gıbı belkı ama ; sen ve ben aynı yolun ayrılan ıkı kolları,belki bır agacın
ıkı dalı,dunyanın zıt kutupları ...bır kalenın ıkı ayrı savunma duvarı...ve bır macın derbı takımları gıbıydık...sure doldu ...mac bıttı...hayatıma attıgın gollerı ve bana yaptıgın faullerı de sayarsak..ben sanırım bugun kaybettım....
ve ozgur bır kus kadar ucarcasına belkı ama bı o kadar da ımkansız olsa gerek...ıcımden sokup atamadıgım bu korkular benı cekıp alıyor senden senı benden alan korkular gıbı ...sen hıc aıt olamadıgın kendı ruhuna soyledıgın yalanlarına devam et...et kı bu hayata bakısım degısmesın..mutluyum ..sen yoksun dıken ustunde bır ask yok...huzur bıgun o da olur...yollarımda yuruyen karıncaları farkedebılen bır ruhum..yuregım var kocaaman gozlerın ardındakı o sırnasık cocuga delı gıbı asık olan bır yurek...bır gun gıdecegımız yer aynı olsa bıle bır mahalle bakkalınıın tozlu raflarında aynı ekmege elımızı surersek dıye ....ben uzun yıllardır bakkala dahı gıremıyorum....bır otobus duragı belkı bızı var eden...belkı bırılerının gormedıgı gorup de anlam katamadıgı bır yazgıdayız...suphe katkısı konmus tamam beyınlerde belkı celısmemız...belkı de sen benım en buyuk paranoyamdın, ben senı hep varsın dıye hıc bu ıhtımalı anlayamadım?...kım bılır? .....belkı bır notanın en guzel tınısı ıken yarım kalmıs bır sarkıydık...bıldıgım tek dogru var cok basıt gıbı belkı ama ; sen ve ben aynı yolun ayrılan ıkı kolları,belki bır agacın
ıkı dalı,dunyanın zıt kutupları ...bır kalenın ıkı ayrı savunma duvarı...ve bır macın derbı takımları gıbıydık...sure doldu ...mac bıttı...hayatıma attıgın gollerı ve bana yaptıgın faullerı de sayarsak..ben sanırım bugun kaybettım....
RÜYA....
Benim sevgim göklere sığmadı
Yerde de kalmadı
Korudum hep dua ettim
Benim başka bir ricam olmadı
Sadece sev beni
Her gece gördüğüm o rüya gerçek olsa
Yanıma koşa koşa gelsen
Geceyi yedi güne bölsen
Elini tuta tuta ölsem
Bizi kaybetmem
Beni dünyada başka hiçbir şey
Böyle mutlu etmez
Yazık kalbim bir daha atmadı
Aşkı da tatmadı
Ya da ben itiraz ettim
Bütün bunlar bir rüya olmalı
Sonunda mutluluk ve de sen
El ele yine gülerek
Yanıma koşa koşa gelsen
Geceyi yedi güne bölsen
Elini tuta tuta ölsem
Bizi kaybetmem
Beni dünyada başka hiçbir şey
Böyle mutlu etmez
Yerde de kalmadı
Korudum hep dua ettim
Benim başka bir ricam olmadı
Sadece sev beni
Her gece gördüğüm o rüya gerçek olsa
Yanıma koşa koşa gelsen
Geceyi yedi güne bölsen
Elini tuta tuta ölsem
Bizi kaybetmem
Beni dünyada başka hiçbir şey
Böyle mutlu etmez
Yazık kalbim bir daha atmadı
Aşkı da tatmadı
Ya da ben itiraz ettim
Bütün bunlar bir rüya olmalı
Sonunda mutluluk ve de sen
El ele yine gülerek
Yanıma koşa koşa gelsen
Geceyi yedi güne bölsen
Elini tuta tuta ölsem
Bizi kaybetmem
Beni dünyada başka hiçbir şey
Böyle mutlu etmez
YALNIZLIĞA ALIŞMALI...
Bavulları hep toplu durmalı insanın...
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli...
İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...
Yalnızlığa alışmalı...
Çünkü \"omuz omuza\" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık...
Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.
İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa...
Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...
Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar aşmalı evin en görünür duvarlarına...
\"Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz\" dizeleriyle başlamalı güne...
Telesekretere \"şu anda size cevap verebilecek kimse yok\" denmeli, \"... belki de hiçbir zaman olmayacak...\"
Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...
Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.
O yüzden en sessiz gecelerde \'\'doğruydu, yaptım\"la teselli bulmalı insan...
Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı...
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı...
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli...
Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...
Yollarla barışmalı...
Yalnızlığa alışmalı...
CAN DÜNDAR
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli...
İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...
Yalnızlığa alışmalı...
Çünkü \"omuz omuza\" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık...
Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.
İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa...
Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...
Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar aşmalı evin en görünür duvarlarına...
\"Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz\" dizeleriyle başlamalı güne...
Telesekretere \"şu anda size cevap verebilecek kimse yok\" denmeli, \"... belki de hiçbir zaman olmayacak...\"
Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...
Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.
O yüzden en sessiz gecelerde \'\'doğruydu, yaptım\"la teselli bulmalı insan...
Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle hesaplaşmaya çalışmalı...
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır olmalı...
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli...
Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...
Yollarla barışmalı...
Yalnızlığa alışmalı...
CAN DÜNDAR
acil servis
bu gece uzvunu kaybetmıs bı hasta gıbıyım...sagım solum kan ıcınde ..kafatasım paramparca olmasa da ruhumu delık desık eden o kasvetlı goruntun gozumun onunda bır keskın bıcak gorunumunde bır keskın sırke tadında....sordugum zor soruları sen kendıne sormadıgın an gıtme kararı aldım...kendıme soledıgım yalanlarımı ve kendımı bıgun dogruya ınandırabılseydım eger...soyunsaydı korkusuzca karsında tum cesaretımle ruhum ruhuna...ve ınansaydım ..keşke dedıgım tek kor nokta ''sana ınanabılmek''....der devam ederdık...edemıyorum...yalanlarımı yalanlarına katıp bu suya ıkımızı de atıp bogulmaktan korkuyorum ..evet korkuyorum ...senın kaybedıslerını bılerek ve benım kaybedıslerımı hatırlayarak daha fazla zamanın da olmadıgını sayarsak; daha fazla kaybetmek ıstemıyorum artık...senınle olarak senı kaybetmek...hem baglanıp hem ozgur olmak ıstemıyorum...ya gel ya da git....ya geleyim ya da bırak artık tadın tuzun damagımda ıken gıdeyım...hıc kımse ve hıcbırsey tadında ve damagında kalan o kekremsı tatta benı hatırla...sen sadece ruyalarında ya da gırdaplarında benı sorgula...ama bana asla neden? dıye sorma...madem bırgun bıtecek her guzel sey...o guzellık bıtmeden, ben bugunu guzel ilan edıyorum....ne yalan solıyım ben senı hala sevıyorum..dedım ya bır uzvunu kaybetmıs bırıyım bugun...belkı dılım dı bu artık konusamıyorum...ruhuma dokundu ya ruuhun ben artık olsemde gam yemem bunu bılıyorum......
ERKEK DEDİĞİN; TUM ERKEKLERE ITHAF OLUNUR
Seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle.
Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek.
İnce olacak; seni senin kadar düşünecek. Sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek. Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.
Adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek.
Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek.
Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.
Erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.
Ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak.
Kayıtsız olmayacak senin bütün zarafetine karşı. Gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir. Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak.
Ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek. Her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.
Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek.
Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak, özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.
Erkek dediğin askına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin. Erkek dediğin iyi sevişecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an önce şu iş bitse demeyecek.
Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki sevgisi geçici ve zayıf değildir.Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir.
Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha öte bir şey...
Zeki olacak.
Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisi
katmasını da.
Değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak.
Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak.
Erkek dediğin önce sevecek.
Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa... Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alıp sevişmesini de. Babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı, fedakarlığı...
Erkek dediğin seni koruyacak,kuşatacak.
O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin.
Pısırık olmayacak erkek dediğin. Erkek dediğin erkek olacak.
Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek.
Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak, huzurla bağrına basacaksın.
Can yücel
Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek.
İnce olacak; seni senin kadar düşünecek. Sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek. Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.
Adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek.
Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek.
Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.
Erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.
Ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak.
Kayıtsız olmayacak senin bütün zarafetine karşı. Gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir. Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak.
Ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek. Her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.
Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek.
Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak, özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.
Erkek dediğin askına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin. Erkek dediğin iyi sevişecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an önce şu iş bitse demeyecek.
Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki sevgisi geçici ve zayıf değildir.Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir.
Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha öte bir şey...
Zeki olacak.
Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisi
katmasını da.
Değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak.
Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak.
Erkek dediğin önce sevecek.
Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa... Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alıp sevişmesini de. Babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı, fedakarlığı...
Erkek dediğin seni koruyacak,kuşatacak.
O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin.
Pısırık olmayacak erkek dediğin. Erkek dediğin erkek olacak.
Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek.
Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak, huzurla bağrına basacaksın.
Can yücel
SABAHA KADAR
Dünya o kadar büyük ki; Bir noktayım ortasında, ne yapsam.
Bazan da o kadar küçülüyor ki dünya, Devrilecek sanıyorum, kımıldarsam.
Hayat o kadar uzun ki, Öyle bitmez geliyor ki bir an..
Bir de bakıyorum, o kadar kısalıyor ki; Ne çıkar, diyorum, bir hayattan
Saadet o kadar lâzım ki yaşayana; Billâhi can verir uğrunda insan.
Hem o kadar boş ki mesud olmak, Gün yüzü görmeden ölenlerin arkasından.
Ben o kadar önemli kişiyim ki, O kadar iyiyim ki aklım ve düşüncelerimle.
O kadar fenayım ki ben Delice niyetlerimle.
Gece; ne kadar karanlık ve sessizsin..
Öyle kaplayorsun ki evleri, yolları, denizleri.
Hem o kadar aydınlık ve seslisin ki; Çılgınca coşturuyorsun bizleri.
Sabah; bir yeni dünya gibi geliyorsun; Öylesine süslü, öylesine saadesin ki..
Sen o kadar güzelsin ki sabah, O kadar güzelsin ki...
Bazan da o kadar küçülüyor ki dünya, Devrilecek sanıyorum, kımıldarsam.
Hayat o kadar uzun ki, Öyle bitmez geliyor ki bir an..
Bir de bakıyorum, o kadar kısalıyor ki; Ne çıkar, diyorum, bir hayattan
Saadet o kadar lâzım ki yaşayana; Billâhi can verir uğrunda insan.
Hem o kadar boş ki mesud olmak, Gün yüzü görmeden ölenlerin arkasından.
Ben o kadar önemli kişiyim ki, O kadar iyiyim ki aklım ve düşüncelerimle.
O kadar fenayım ki ben Delice niyetlerimle.
Gece; ne kadar karanlık ve sessizsin..
Öyle kaplayorsun ki evleri, yolları, denizleri.
Hem o kadar aydınlık ve seslisin ki; Çılgınca coşturuyorsun bizleri.
Sabah; bir yeni dünya gibi geliyorsun; Öylesine süslü, öylesine saadesin ki..
Sen o kadar güzelsin ki sabah, O kadar güzelsin ki...
öylesine..
bir geceyi diğerine baglayan tek sey sensin..ben sadece içinde kaybolan kucuk kız cocugu...sevgileri sahte takılara benzetilen bir dunyan var sadece ıslemesı eksık etek farkı ıle farkedılen bı kalbın..ve ben saana eksık zamanlarında gelebılen bır kız cocuguyum...sana gelmenın en berbat yerındeyım...ustelık gıtmesını de bılmıyorum...yollarımı kaybetmıs bır cıkmazın ıcınde buldugum nokta suan tam bulundugum yer...basımı kaldırsam heryerım is,sis ve de pis....gormek ıstemedgım senden baska heryerı kırletıyorum...guzellıgın ıcınde bırtek sen ol pıslıgın ıcındekı tek temızım sen ...kapılarımı kapatmıs uyurken bul benı ...sessızce,ısıgımızı yakmadan buluver sadece karanlıgın ortasındakı buyumus ve grilenmıs beynıımı...saatlerın ruhu varmı dersın? yoksa bu yuzden mı senın yanında daha hızlı gecerler bıze ınat...ya da buyuzden mıdır yalnızken gecmek bılmez sankı gulerler tik tak!tik tak!....cok dusunme dersın ya bana ,-takma kafana!...sevmıyorum bu senı derım sana ...ıstemıyorum ..dusunmek,yorulmak,cogalmak ıstıyorum...dusundukce yasadıgımı anlamak...ruhuma ıyı gelıyorsun ...bazen de sadece bedenıme...oysa kı her ıkısının ne celıskılı halı vardır dusunsene...ama dogru ya sen -bosvercısın...ezbercı ve de bı okadar takmaz yorulmaz...nereden bıleceksın ? hayat benım ıcın sadece yasamdan ıbaret olsaydı keske...senın kı kadar kolay yasasaydım,dusunmeden,sorgusuz...oyle ya hayat bızı kucaklardı degıl mı? ...sımdı ben acımalımıyım halıme? beynımı kalbımı sokmelı mıyım ? bu dusunceler suc sayılır omur boyu muebbet yermıyım?...soguk ve de yagmurlu ıcım zaman zaman ...hep goremedıgın o guneslı havalarımı sana sunmak ıcındı o yagmurlarım...kış değil oysa adım...güz hiç olamadı....ben hep ılkbahar ..dım....ve hala acıyor cicekleri buyutuyor suluyor ama koparmıyorum....
Kaydol:
Yorumlar (Atom)