18 Şubat, 2010

29 Ekim Geldi

29 Ekim geldi,
Bize sevinç getirdi.
Herkesi eğlendirdi,
29 Ekim geldi.

Küçük büyük herkes,
Cumhuriyet'i kutladı.
Kutlayamayan herkes,
Üzüntüyle ağladı.

Atatürk deyip geçmeyin,
Ülkemizi kurtardı.
Herkes isterdiki,
Onun gibi kurtarmayı.

Gönderen: Busenaz Uçkun

29 ekim

cumhuriyet bayramı
geldi bize ne mutlu
bayraklarla donattıkgüzel okulumuzu

sokaklarda evlerde
al bayrak dolanır
onun al rengini
bütün dünya tanır

29 ekimi
karşılarız neşeyle
çünkü bugün erdik
büyük cumhuriyete

Gönderen: kerem süküt

ATAM

10 Kasım'da derler ya
ATATÜRK ölmüş
Atam,sen ölmedin ki
Kim dedi bunu
O kişi unutmuş galiba
Kalbimizde olduğunu

Ne 10 Kasımlar geçti
Ama ATAM sen
Kalbimizin en değerli yeridesin
Bunu bütün dünya duysun
Sen ölmedin
ÖLEMEZSİN...

Işte bugün
Işte bugün 10 kasım yine
Düşünüyorum ATAM
Resmine bakınca
Parlıyor mavi gözlerin
Çünkü;ATAM sen ölmedin

Gönderen: ESRA EREN

ATAM SEN KALK BEN YATAM

Atam seni seviyorum,
Sen dünyaya gel
Ben sevinim her gün
Seni göreyim seveyim her zaman.

Sen kalk gel dünyayı kurtar,
Sana sarılayım doya doya
Seni kucaklıyım kucak kucak
Atam sen kalk ben yatam.

Seni sevmeyen ne olsun,
Bu ATA sevilmezmi?
Bu ATA bizim ATA'mız
Atam sen kalk ben yatam.

Gönderen: Aslı Demirci&Fatma Kara

10 Kasım 1952

10 Kasım 1952

Sabahlar,her zaman güzel değildir,
Her zaman ayrılık akşamla gelmez.
Al atlar sırtında hoyrattır fecir,
Hoyrattır,ne kalbler kırmıştır,bilmez.
Sabahlar her zaman güzel değildir.

Vakti,bir yerinden bölünce şafak
İri ve rüyalı gözlerle müphem;
Nur olmuş içimde sanırım ak pak
Ayrı bir mânada korktuğum adem,
Eski düşüncemde,rahat ve uzak.

Fethe çıkmış gibi duyarım birden
Eşsiz gururunu bir cihangirin.
Ufuklar üstünde yüzen tekbirden
Vatanca büyümüş asil ve derin
Bir matem tütmekte şimdi fecirden



Gönderen: mehmet kestek

Selma FUAD

Ey isimsiz meçhul asker,
Ağustosun otuzunda
Kazandığın büyük zafer,
Karşısında: Cihan titrer.

Yüreğinde ateş yandı,
Mecbur oldun harp etmeye.
Elin kana bir boyandı,
Destanını cihan andı.

Tarihlere dönüm yaptı;
Demir elin: -Dur, diyerek...
Bütün dünya hisse kaptı;
Huzurunda irkilerek.

Meçhul asker; alkış sana,
Yaşıyorum sayende ben...
Vazifedir her an bana,
Hürmet etmek mezarına

Gökalp ARKIN

Bugünü adın gibi iyi bil, daima an,
Türk adında bir millet yok denildiği zaman.
Tarihler dize geldi ve şaştı bütün cihan,
Doğdu eşsiz bir güneş, o kurtardı vatanı.

Parlayınca kılıçlar, ufuklar kızıllaştı,
Ordu bir sel olarak bütün setleri aştı,
Türk, istiklal uğrunda kahramanca savaştı;
Bu 30 Ağustostur iyi bil, iyi tanı.

Çınlasın kulağında Dumlupınar zaferi,
Zaferi zaferle tat, çalış hiç kalma geri,
Hedefin yükseliştir, ey Türk genci ileri,
Eşsizliğe dönmeli bu vatanın her yanı.

Nazile DEMİR

Bugün güneş sevinçli, gülümsüyor yurduma,
Vatanı saran düşman ermiş muradına,
Bakın nasıl kaçıyor hiç bakmadan ardına,
Zafer Türk milletinin, kavuştu öz yurduna.

Dört yıl gece gündüz savaşmıştık durmadan,
Rahat nefes almadık vatanım kurtulmadan,
Önümüzde altın saçlı ay bakışlı kumandan,
Düşmanları mahvettik silahımız olmadan.

Kadın, erkek yanyana, taş, değnek, kürek ile,
Düşmanları kovarken tepeler geldi dile,
Ölüm korkusu yoktu, ölürken bile bile,
İşte bu ruh bizleri destan etmiş dillere.

Mustafa Necati KARAER

Kocatepe'nin büyük düşünceleri,
Doğuyor kalplere aydınlık, zamanlı.
Uyku tutar mı ağustos geceleri,
Bu ay cümle fetihlerle heyecanlı,
Heyecanlı hey.

Mustafa Kemâl'in dudağında eli,
Gözlerine vurmuş vaktin en güzeli.
Bu dağlar, askeri deli eder deli.
Vermiş omuz omza destanlı destanlı,
Destanlı hey.

Hazır ol vaktinde şafaklar!
Hazır, yürümeye topraklar,
Tepe tepe kımıldanıyor...

Endişeli, uzakların benzi uçuk,
Düşman, düşman ama çocuk kadar küçük.
Yirmi altı ağustos, saat beş buçuk.
Dram, Dumlupınar'da başlıyor, kanlı,
Alkanlı hey.

Ferit Ragıp TUNCOR

Hasmın diş geçiremez artık senin etine,
Çünkü seni koruyan çelik kanatların var.
O havada dolaşır, iner ve çıkar yine,
Yurda zarar verecek birer tehlike arar.

Bu azim, iradeyle artık korkma yarından,
Tuttuğun her iş böyle sonuna varacaktır.
Her yıl göğe katılan çelik kanatlarından
Bugün gurur duyarak, göğsün kabaracaktır.

Arkadaş, candan kutla büyük zafer gününü,
Madem ki sen bir Türk'sün ve bu yurdun malısın.
Bir zafer elde eden günün büyüklüğünü,
Ta içinden, etinden, kanından duymalısın

Ahmet Kutsi TECER

Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos
İçime bir ordu havası dolar.
Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos,
Bayrak imil imil, geçer ordular...

Geçer tunç adımlar demir göğüsler,
Geçer Mehmetçikler, geçer subaylar,
Hepsinin alnında zaferden süsler.
Geçer hayalimde bir bir alaylar.

Geçer toplar, geçer atlar, yağız, al,
Geçer dağlar, geçer yollar, şehirler...
Yangınlar üstünde ince bir hilal!..
Yaralılar düşe kalka geçerler.

Çılgın bir istekle bu şan akını
Afyon'dan, İzmir'e kaçlar çağıldar.
Unutmuş at gemi, kılıçlar kını,
Can canı unutmuş zafere kadar.

Ne var bu dünyada sana yakışan,
Alnında bir zafer sabahı kadar;
Sen Mehmetçik, söyle büyük kahraman,
Sana zafer kadar yakışan ne var?

Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos,
İçime bir zafer havası dolar.
Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos,
Bayrak imil imil, geçer ordular...

06 Şubat, 2010

PERVANE...

aman donerim askinin etrafin da pervaneyim;
pervaneyim sana
yuruyorum sokaklarda sen evinde uyurken
saatten haberim yok belki gec belki erken
yuruyorum sokaklarda sen evinde uyurken
saatten haberim yok belki gec belki erken
kaderin cilvesinden sarabin ofkesinden
anladimki kacis yok bu askin pencesinden
isten eve donerken susayip su icerken
her daim aklimdasin;
hayat akip giderken
hayat akip giderken
hayat akip giderken
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip birsoneyim alacakaranlikta
yuruyorum sokaklarda sen evinde uyurken
saatten haberim yok belki gec belki erken
kaderin cilvesinden sarabin ofkesinden
anladimki kacis yok bu askin pencesinden
isten eve donerken susayip su icerken
her daim aklimdasin;
hayat akip giderken
hayat akip giderken
hayat akip giderken
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
alacakaranlikta alacakaranlikta
alacakaranlikta

O'NA...

kirli suyunda parıltılar

akvaryumunda sana başarılar
biraz yemsiz biraz keyifsiz kal
sığ suyunda kıpırtılar
biraz sessiz biraz kimsesiz kal
bak kendin bile inanmıştın
sen tertemiz ve saftın
kirli suyunda parıltılar
artık bir değerin var
yalnızlığın tadı hep böyle kaçar mı
bir gün kalbin elinde sessizce patlar mı

artık yalnızlığın var
kirli suyunda parıltılar...

akvaryumunda sana başarılar
biraz sessiz biraz sevgisiz kal
bak kendin bile inanmıştın
sen rengarenk kraldın
kirli suyunda parıltılar
artık bir değerin var
yalnızlığın tadı hep böyle kaçar mı
bir gün kalbin elinde sessizce patlar mı ?

HER NEYSE....

Ve ben artık seninle yapamıyorum,birtanem
Elimde değil,istesemde,istesemde,yapamıyorum
Ve seni aramak gelmiyor içimden
Eskisi gibi değil
Seninle ben,seninile ben ne yazık olamıyorum

İnanamıyorum bu hale nasıl düştük bilemiyorum
Sende mi,bende mi,herneyse
Her kimdeyse,
Neyse bilemiyorum

Ve sana dokunmak gelmiyor içimden
Aşk sözlerin batıyor
Sarılsanda,yalvarsanda,
Seni duyamıyorum

Yeter artık ben seni sevemiyorum,birtanem
Bırak beni,anlasan,anlasana,
Seni istemiyorum
Olur olmaz nedenler,her yerde izlenmeler
Böyle şeylerden yoruldum
Ne yazık ki,ne yazık ki birtanem,boğuluyorum

Bu Dünyadan Bir YAVUZ ÇETİN Geçti....

Türkiye'nin en yetenekli gitaristlerinden biriydi Yavuz Çetin. Gitarını çalarken bu dünyadan uzaklaşır, hayranları ise dünya standartlarında bir gitaristi,bir virtüözü dinlemenin keyfini çıkarırlardı. 17 yaşında başladığı profesyonel müzik serüvenine ve yaşamına, 31 yaşında iken kendi isteğiyle son verdi. 2 albüm, sayısız konser ve stüdyo performansı, en önemlisi de Yavuzcan adını verdiği oğlunu bıraktı geride.
1970 yılında Samsun'da doğan Yavuz Çetin, 10 yaşındayken cura ve bağlama çalmaya başladı. Günün birinde dinlediği elektro gitarın sesine hayran kaldı ve 1985 yılında akustik gitarla başladığı çalışmalarına daha sonra elektro gitarla devam etti. O günden sonra elinden bırakmayacağı gitarı, kısa süreliğine de olsa, kendisini hayata bağlayacaktı. İstanbul'a geldikten sonra müzik çalışmalarına hız veren Yavuz Çetin, birçok grupta gitarist ve solist olarak bulundu; bu grupların içinde Blue Blues Band'in yeri ayrıdır. Batuhan Mutlugil, Kerim Çaplı ve Sunay Özgür'le birlikte kurdukları grup, 70'li yılların Rock ve Blues parçalarını yeniden düzenleyerek sahneye taşıdı. Daha sonra Fuat Güner'le tanışarak, stüdyo müzisyenliğine adım attı ve birçok sanatçının albüm kayıtlarına eşlik etti. Göksel'in ''Sabır'' şarkısında kullandığı ''Talkbox'' performansı ile Türkiye'de bir ilke imza attı. MFÖ ile turnelere de katılan Yavuz, gitardaki üstün yeteneği sayesinde aranan bir isim olmayı başarmıştı.
Artık sıra kendi albümüne gelmişti ve 1997 yılında bu isteğini gerçekleştirdi. ''İlk'' isimli albümü, Yavuz Çetin'in gitardaki üstün performansının yanında, yazdığı şarkı sözleri açısından da önemlidir. Duygusallığını ve samimiyetini, şarkı sözlerine ve sololarına başarıyla yansıtan Yavuz, kısıtlı tanıtım çalışmaları nedeniyle geniş kitlelere ulaşamadı. Ancak ''Dünya'' isimli enstrümantal parçası, Sinan Çetin'in yönettiği ''Propaganda'' filminde kullanıldı ve filme önemli katkı sağladı.
2000 yılında ikinci albümünün hazırlıklarına başlayan Yavuz Çetin, ruhsal açıdan sıkıntılı bir döneme girmişti. Psikolojik tedavi görmeye başlasa da ruhundaki depremlere engel olamıyordu. Yeni albümü için yazdığı şarkı sözlerinde de bu depresif tarafı kendini belli edecek ve albümüne ''Satılık'' ismini verecekti. Hayatı boyunca duygularıyla yaşayan bir insan olarak, maddiyata dayalı düzene başkaldırıyordu. Bir süre sonra, artan bunalımları nedeniyle hastaneye kaldırılan Yavuz Çetin'e, ''yoğun depresyon'' teşhisi konuldu. 10 gün süren tedavinin ardından taburcu edildi ve ''en iyi ilaç müzik'' diyerek, albümünü tamamlamak için stüdyoya kapandı. Ne var ki, 15 Ağustos 2001 tarihinde, yaşamaktan ve bu dünyadan vazgeçti. ''Kimse Bilemez'' şarkısında, ''Güzel olan her şey neden çabuk biter?..''diyordu Yavuz Çetin. Maalesef, bu sefer de öyle oldu ve bu dünyanın yaşamaya değmeyeceğine karar vererek, aramızdan çok erken ayrıldı.
Ölümü, daha fazla tanınmasına ve medyada geniş şekilde yer bulmasına neden oldu. Gazeteler, ''Cennet bir virtüöz daha kazandı'' ve ''Dertli gitar sustu'' gibi manşetler attı. Yaşarken Yavuz Çetin'i ve eserlerini görmezden gelen medya, onu ölümünden sonra keşfetmiş, ancak çok geç kalmıştı.
Kasım 2001' de piyasaya çıkan albümündeki ''Yaşamak İstemem'' isimli şarkı, Yavuz Çetin'in neden intiharı seçtiğini anlatıyor ve insanı makineleştirmeye çalışan iğrenç düzeni kıyasıya eleştiriyordu: ''Bana öğretilen her şey/ Bana önerilen her şey/ Bana dayatılan yaşantı/ İşe yaramaz bir çöplük/ Yarattığınız sistemler/ Kullandığınız yöntemler/ Yaşamak istemem artık aranızda/ Belki de terslik bende/Yapamadım bu düzende/ Kaçacak delik arar oldum/ Sürüngenler şehrinde/ Eğitilmiş köpekler/ Doymak bilmez maymunlar/ Yaşamak istemem artık aranızda/ Benden, bir ruhsuz yaratmayı nasıl başardınız/ Benden, bir hissiz yaratmayı nasıl başardınız/ Benden, bir uyumsuz yaratmayı nasıl başardınız/ Benden, sizden biri yaratmayı nasıl başardınız/ Yaşamak istemem artık aranızda''.....
Müziğin, muhalif ve uyumsuz çocuğu Yavuz Çetin, ayakta kalabilmek için çok çabalamış ancak, bu dünyaya ait olmadığına karar vermişti. Göçmen bir kuştu; zamansız göçüp giden; beyaz kanatlarıyla karanlığı terk eden.......

YALNIZLIK....

Bir kadın 'ben üşüyorum' dediğinde, bunun cevabının, 'üstüne bir şey al,' 'istersen bir taksiye binelim,' 'eve geldik zaten' türünden bir söz olmadığını,
'üşüyorum' dediğinde kadının 'bana sarılsana' demek istediğini ve ona sarılmak gerektiğini öğrenmek epey zamanımı aldı.
Sanırım binlerce yıl boyunca isteklerini açıkça söylemelerine izin verilmediği için 'gizli bir dil' geliştirmek zorunda kalan kadınlar, bu kadar basit bir şeyin erkekler tarafından niye anlaşılamadığını, niye 'emeceklerine üflediklerini' hiç anlayamazlar.Erkeklerin, bakkal dükkanının arka tarafındaki salak küçük oğlana benzediğini düşünürler:
'Anlayışsız ve beceriksiz salaklar.'
Sevgi ve şefkat eksikliğine hiç tahammül edemeyen, bunların 'açıkça' söylenerek elde edilmesinin ise elde edilenin değerini düşüreceğine inanan kadınların niye isteklerini düpedüz söylemedikleri ise erkekler için hep bir sırdır.Duygularını göstermenin kadınlara özgü bir davranış olduğunu sanan erkekler, açıkça sevgilerini ve şefkatlerini göstermekten hep utanırlar.Farkında olmadan, onlar, bu duyguların gösterileceği tek yerin yatak odası olduğuna inandıklarından, kalabalıkların içinde sevgi ve şefkat gösterdiklerinde, herkesin seyrettiği bir yerde sevişiyorlarmış hissine kapılıp tedirgin olurlar.
Erkekler için duygular, kapalı yerlerde yaşanması gereken 'mahrem' şeylerdir, kadınlar ise bunu hayatın her anında yaşanması gereken bir şey olduğunu düşünürler.Hemen hemen hepsi gizli bir 'derebeyi' olan erkekler, kadınların her isteğinde, her talebinde bir isyan, bir başkaldırı hatta bir hakaret görürler.
Erkeklerin bekledikleri, kadınların 'üşümeleri' ya da 'acıkmaları' değil, erkeğin yanında soğuğu ve açlığı hissetmeyecek kadar kendinden geçmiş bir aşka kapılmaları ve bu aşkı taleplerini dile getirmeyerek göstermeleridir.Galiba o yüzden, erkeğin biraz kadınsılaştığı ve duygularını alabildiğine özgür bıraktığı aşkın ilk günleri geçtikten ve erkek yeniden erkekliğine döndüğünde, kadınlar 'üşümeye' başlarlar.'Benim uykum geldi' dediğinde erkeğin onla beraber yatmamasını, perhize başladığı sırada aniden bir hoşluk yapma isteği duyan erkeğin ona sevdiği yemekleri almasını 'düşmanca' bulmaya koyulurlar.Artık erkeğin her davranışı ince eleklerden geçirilip, onun sözlerinde ve davranışlarında 'sevgisizlik' işaretleri tek tek saptanır.Ve o gizli dil daha sık ortaya çıkar.Kendilerinden yakınırlar önce, 'çok şişmanladım,' 'çok yaşlandım,' 'çok çirkinleştim,' bunları söyledikten sonra erkeklerin ne söyleyeceklerine, ne yapacaklarına bakarlar.Kendilerine büyük bir ilgi eksikliği olarak gözüken o anlayışsızlıkların, artık eskisi kadar beğenilmemelerinden ya da sevilmemelerinden mi kaynaklandığını anlamaya uğraşırlar.
........... KADIN 'ÜŞÜR'
Son bir iki deneme daha yapar, bazen güzelliği ve cinselliğiyle, bazen sinirli çıkışmalarıyla, erkeğe 'üşüdüğünde ona sarılınması gerektiğini' bir daha öğretmeye uğraşır.Ama erkek hâlâ, emeceğine üflüyorsa, o tehlikeli sapak yaklaştı demektir.Ya kadın kadere rıza gösterip teselliyi hediyelerde, parada,
çocuklarında, kendisine sağlanan güvende aramaya razı olur ve arada sırada tutan 'ben çok yalnızım' yakınmaları ve ağlama nöbetleriyle hayatını sürdürür ya da 'üşümeye' fazla dayanamayıp, 'sarılmasını bilen' biri var mı diye etrafa bakınmaya koyulur.'Sarılmasını bilenler' bu sapaktaki kadınları keskinleşmiş radarlarıyla hemen bulurlar.Bir vakit işler iyi gider.Ama sarılmasını bilenler de bir süre sonra kaçınılmaz erkekliklerine geri dönüp, üşüyen kadına, üstüne bir hırka almasını söylerler.Ve, bu, hem acıklı hem eğlenceli süreci başlatan ilk uyarı da, her kadının kendi özel lisanında hemen söylenir......

- Üflemeyeceksin salak, emeceksin.

sana....

Suyun derinliği aynıydı
Ama senin beline benimse omuzlarıma geliyordu
Bütün yapraklar sararıp düşecekti
Ama ilk ben düştüm kalanlar arkamdan korkuyla baktı

Bütün aşklar çok büyük olacaktı
Ama en büyük bizimkisi diyecektik
Her bir insan eşsiz olacaktı
Ama hep kendimizi en değerli zannedecektik

Çamur mu sürmek istiyorsun başkasının duygularına
Önce senin ellerin kirlenecek
Suyla mı gidiyorsun bir başkasının yanan yüreğine
O yürekte hep yerin olacak

Sana bilmediğin bir şey söyleyemem
Ben de hiçbir şey bilmiyorum
Ne kadar iyilik varsa hepimiz için
Hepsini dileyip gerisine direniyorum

Çok sonraları fark edecektik
İyilik temizlik bile göreceli olacaktı
O kadar hızlı kirlenecektik ki
Masumiyet fotoğraflarda eskiyip solacaktı

Korkuyor musun senden farklı olan her şeyden
Korktuğun şey kendi içinde büyüyecek
Ortak mı oluyorsun bir başkasının yalnızlığına
Yüreğin yalnızlık nedir bilmeyecek

aşk..

ne güzel süpriz bu böyle
hoşgeldin
boşver çabalama
konuşmak zorunda değilsin
hem hareketlerinden
küçücük mimiklerinden
kalbini okurum ben
bütün gün yataktaydım
yüzümde yastık izi
seninde geçmişinde
binlerce ağır yenilgi
çok şaka yaptıysam
aslında korktuğumdan
beni zaten tanırsın sen
derlerki bir yerden sonra
acımaz kanamazlar
zaten aşk kötü bir şaka
anlamaya çalışma
her güzel şey bitermiş
aşk nedensiz sevmekmiş
kulağımda gürültüler
uyurken televizyon açık kalmış
bir ülkenin bodrum katında
kirli bir savaş varmış
midem bulanıyor
galiba dünya tuttu
ben, hep kuruttu
derlerki bir yerden sonra
acımaz kanamazlar
zaten aşk kötü bir şaka
anlamaya çalışma
her güzel şey bitermiş
aşk nedensiz sevmekmiş

mektup

Telefonda konuşamam bilirsin,
Mektuplarıysa ertelerim hep,belkide yazım çirkin diye.
Çok düşündüm, çok kurdum,
Karar verdim hep vazgeçtim,ama sana yazabilirim nihayet.
Aslında söz vermiştim,duygularımı kilitlemiştim,ta ki sen açana dek.
Korkma sevgi dilenmeyeceğim ama bilirsin beni işte
Bitiririm her şeyi bir dikişte

Napim?
Aşk bu,savaş bu binlerce yıldır sürüp giden
Aşk bu,savaş bu kadın ve erkek arasında

Artık saymıyorum yılları,bana deyip geçen hayatları,
Zaten pek de sevmem insanları.
Ama kimi dostlar var sevdiğim,sokak köpekleri beslediğim,
Bazı güzel anılar biriktirdiğim.
Tutku garip bir şey ve çok vahşi,
Ve çok hırslıydım zaten bende o yüzden de yağmaladım seni…
Kolay değildir bilirim,bir aşkı bir kalbe koymak,
Hele bir başkasını severken sen.

Teşekkürler,bir zamanlar beni cok sevdiğin için
Bu mektup da olmadı,kelimeler toparlanmadı,işte şimdi çöpe gidiyor.
Yinede mektubuma son verirken,
Seni her zaman çok seven,
Ben..

sol beyin..

Siz ağırlıklı olarak, sol beyninizi kullanıyorsunuz.

Sizin gibi sol beynini kullanan insanlar genellikle, konuşma kabiliyeti, detaya inme, mantıklı ve analitik düşünme gerektiren durumlarda zorluk çekmezler. Farkında olsanız da olmasanız da, hitap tarzınız ve düşüncelerinizi ifade ediş biçiminizle insanları etki altına alma kapasiteniz çok yüksek. Yazar veya şair olmayı, güzel ve akıcı konuşmayı gerektiren özellikler, sol beyinle ilgilidir. Bunun yanı sıra dil öğrenmeye de büyük bir yatkınlığınız var.

Sol beynini ağırlıklı kullanan biri olarak, karşılaştığınız olayları belli bir mantığa oturtarak değerlendiriyorsunuz. Niyetten ziyade sonuca odaklı bir yapıya sahipsiniz. Bir işi bitirmeden diğerine atlamak size göre değil. Programlanmış günlük işlerden zevk alıyorsunuz ve genelde plan, program yapıp, bu sıraya göre hareket etmeyi tercih ediyorsunuz. Bu da, yöntemli ve verimli bir çalışma tarzınız olduğu anlamına geliyor.

Matematikte başarılı olma şansınız da çok yüksek. Rakamlar, sayılar arası ilişkiler, diziler, işlemler ve soyut düşünceden sol beyin sorumludur. Özellikle cebirsel işlem, denklem ve problem çözmede gayet iyi olduğunuz söylenebilir.

Kendinizi rahat ifade edebildiğiniz için insanlarla iletişime geçmekte zorlanmıyorsunuz. Genelde yanlış anlaşılma gibi bir korkunuz yok; çünkü doğru kelimeleri bulmak, sol beyin için kolay bir iştir. İnsanları dinlerken de, aynı zamanda detaylara odaklandığınız için, mantıklı sonuçlara varabiliyorsunuz.

Sol beyin gerçekleri olduğu gibi ele aldığından, girdiğiniz yeni ortamlara kolaylıkla uyum sağlayabiliyorsunuz. Sizin için püf nokta, ortamın kurallarını bilmek ve ona göre hareket etmek. Eğer bir kural yoksa, kendi kurallarınızı koyacak kadar da güven sahibisiniz.

Fakat, sol beyni baskın kişilerin, genel olarak ilişkilerde zorlandığı bir kısım vardır; empati kurmak... Bununla ilgili en meşhur örnek, yol tarifidir. Örneğin; siz karşınızdaki kişiye yol tarif ederken, metresi metresine doğru bir tarif verebilirsiniz ancak, bütün yönleri kendinize göre tarif edersiniz. "Sağa gideceksin" dediğinizde, bu sağ taraf, sizin sağınızdır. Sol beyin, ben merkezci özellikler taşır.

İlişkilerdeki diğer bir eksi yön ise, insanlar hakkında karar verirken, kar-zarar analizi yapmaktan kendinizi alıkoyamamanız. Aslında bu durum sol beynin, aklı ve mantığı duygulardan önce tutmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin, bir iş yerinde patron sizsiniz ve çalışanlarınızdan birine bir proje verdiniz. Fakat bu proje, o kişinin bütün çalışmalarına rağmen, sizin istemediğiniz biçimde sonuçlandı. Bu durumda, o kişinin iyi niyet çabalarını ve emeğini bir kenera koyarak, o insanı gereğinden fazla cezalandırmanız, ya da acımasızca eleştirmeniz olasıdır. Çünkü sizin için, işlerin geldiği nokta önemlidir.

Sol beyin, detaycı ve analitik düşünme sayesinde, size ayrıntılı işlerde büyük başarı sağlar. Fakat bazen ayrıntılara fazla girmek, büyük resmi görmenizi engelleyebilir. Buna dikkat etmeli ve dengeyi sağlamalısınız.

Konu kitaplar olduğunda, "roman" pek tercih ettiğiniz bir tür değil, ya da ilk tercihiniz değil. Genelde düşünsel ve felsefi bazlı kitaplar, akademik değeri olan, araştırma ürünü yazılar ilgi alanınıza giriyor. Romanda ise gerçek yaşamdan esinlenerek yazılmış eserlerden daha çok hoşlanıyorsunuz. Örneğin, biyografiler, tarihi romanlar, birebir hayatın içinden insanların anlatıldığı hikayeler gibi. Aynı şey sinema için de geçerli. Kurgusu yüksek, fantastik filmler pek ilgi alanınıza girmiyor.

bir kadın gittiğinde....

Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde "yetim-öksüz" kalan çok olur.
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler,

Özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unut...ulur saksıların.
Sık sık boynunu büker "sarıkız".
O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz

Değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.
Balkon artık sessizdir
Koridor kimsesiz.
Bir kadın gittiğinde...
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında;

Bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...
Bir anne gider...
Bir dost...
Bir arkadaş...
Bir sevgili...
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde...
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.
Kapı eşiğindeki "Dikkat et..." duyulmaz,

Annesi gitmiştir "geç kalma"nın.
Kadınlar,arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında

Ve bir kadın gittiğinde
pek çok "yetim" bırakmıştır arkasında………

SAKLANAN SEVDALAR

Çoğumuz duygularını saklamanın daha doğru olduğunu sanıp ne kadar yanılıyoruz değil mi? Oysa sevgi beslenmeli, karşılıklı özveriyle desteklenmeli. Her gün yeni bir sürpriz için çaba sarfedip sevgiyi yaşatmak için emek vermeli. Ama ne yazık ki evliliklerde garanti gözüyle bakıp hiç emek harcamadığımız gibi hesapsızca tüketip, har vurup harman savuruyoruz sevgileri.

Ne yazık...

Oysa ne zor bulunur sevgiler. Özellikle karşılıklı olanı yakalamak ne küçük bir olasılık. Ama
kaybetmek ne kadar kolay ve çabuk. Koca bir sevginin katili oluveriyoruz çarçabuk. Bence sevgi katilleri de yargılanmalı ve cezaya çarptırılmalı. Çünkü kapanması ve onarımı olanaksız bir ton yara bırakıyor ardında.Sonra bir ton da yaralı insan. Öleceğiz zannedip ölmüyoruz acısından. Ama sürüm sürüm sürünüyoruz.Sonrasında yeni sevdalara kuşkuyla bakıp olası mutluluklara kapatıyoruz pencerelerimizi. Korunmak adına anlamsız kaçak güreşler daha da yoruyor insanı.Şöyle kararlı, tutup koparıverecek, ayaklarımızı yerden kesecek kadar cesur birini bekleyip ömür tüketiyoruz. Bir de bakıyoruz ki yolun sonuna gelivermişiz. Ne çabuk geçmiş zaman. Ne kolay tüketilmiş sevdalar. Ne hesapsız harcayıp ne derin yaralar açmışız. Bir o kadar yara da biz edinmişiz hayattan. Hayatın son durağında, mevsim çoktan kışa dönmüş, gelecek vasıtayı bile kestiremez olmuşuz.

Neyin adına peki...

Ahh Korunma iç güdüsüyle sakladığımız seviler ahh...
Üstelik taze tüketilmesi gerekirken saklamaya kalkıştığımız, hem de saklama koşullarına da uyulmadığından çürümüş, kokuşmuş, çürüdükçe de etrafını çürütmeye devam eden, tümörleşen, duygu depocukları ne çok canımızı acıtmış. Bize sunulmadan bayatlamış ve sunulduğunda da besin zehirlenmesine yol açmış seviler. Hayat ne bayat noktasına gelmişiz bu yüzden. Ve ne kadar geç kalmışız hayata.
İşte hayat bu.
Ben de galiba hayat ne bayat noktasında, gelecek vasıtayı kestiremiyorum artık.Umarım siz tazeyken tüketmeyi becerebilirsiniz duygularınızı ve hayat arkadaşınızı besin zehirlenmesinden kurtarırsınız. Çok mutlu olmanız dileğiyle....

CAN DÜNDAR

aşk ve ayakkabı ..

Bedenin yükünü ayaklar taşır,ruhun yükünü yürekler.. bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz.
İçinizin acılarını,sıkıntılarını,kırgınlıklarını ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız.
Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...
Bazıları çamur yağmur,toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava"koşullarına dayanıklıdır.
Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur"ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup"gider.
Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla"seçmezseniz,tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde NASIR oluşabilir.

Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla açılır"diyen satıcıya inanarak alırsanız,zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.
Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp"zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.

Aşık olabileceğiniz insan türü,tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde,farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"....
Aşkı bir çeşit serüven olarak"spor"gibi yaşayanlar, aynen "spor ayakkabı"gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.
Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı"gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.
Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.
"Bez"ayakkabılar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları"ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.
"Marka"ayakkabı alır gibi,sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan"aşıklar görürsünüz.
Katı plastikten "yağmur çizmesi"edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.

Ayrıca ne tuhaf ki,psikolojik testlerde "zaafı"olup evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların aynı zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.

Evet,aşk "ayakkabıdır".
Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor"kullandığnız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".
Ve nasıl ki"delik"bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde yalnızca"bir miktar"ömrünü uzatmış olursanız;"delik"bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!

CAN DÜNDAR

sana ....canın sıkılırsa okursun :)

kendimle ki aslında aynı zamanda bu sen de oluyorsun; verdiğim savaş....içimde biri : git söyle! diğeri dur yapma! derken ....ne diye bu keşmekeşin tam ortasında bulurken kendimi gözyaşlarımı silmek ve bi o kadar silememek ....acıkmak ama yiyememek....sana açım ve sana bu acım...resmini görmek bana sızı ve sen, görmeden de sevebilmek senin bile bilemiyeceğin bi ateş ve buz...şimdi sen; nasıl oldun dedin? ...ben ise; gidiyorum...gitme demeni,beni yine sev demeni bekledim...beni yine sevmeni....sen ise ''tamam''ı seçerek doğruyu,kendimce yolumu çizdin....hoşçakal...

kız kulesi

Çaldıgım hayatlar mıydı beni boyle bitap düşüren?...Yoksa çalınan hayatım mıydı?..Kendi ateşimle yanarken,denize atlamak ve orada çırpınmaktı hayat bir anlamda.Kendimi gördüğüm nokta tam bir kızkulesi şimdi...Kimse dokunmamış meğer ruhuma.nefesime...bir dua gibi hala ..kalbim ne kadar saf oysa....Gecelerin ayazında ve karanlığında bir mum değil binlerce ışık yaktıgım o yıllarda,güneşin batışının bile umrumuzda olmadığı zamanlardı...Kendi kabuğuma çekildiğimi ve sadece kendime önem verdiğimi şimdilerde daha iyi anlıyorum...Hatırladığım o yıllara dair sadece bir kaç soluk fotoğraf ve kendi kulemi oluşturacak kadar çok ''Bir Yığın Gözyaşı'' olmuş...KIZ KULESİYİM artık....Kendi suyuyla yıkanıp,rüzgarıyla savrulan..Arada bir uğranılıp hal hatır sorulan,geçmişi masallara konu olan..Artık ilk aşkın bile tadını alamazken,bir kızkulesi gibi ıssız ve yalnız olmak sanırım o kadar da can yakmayacak!!!...

kaybettimm....

hala bır tutun gıbı..kokuyorsun ellerımde...basımı donduren o ılk dumanı cekısımsın sankı..hergece soylenen bır nınnı gıbı soylemeden uyuyamadıgımdın...tekrar donebılmek..yuzunun ardına saklanmak ısteyen bır cocuk gıbı heyecanlı yasamak isterken korkak ve telaslı oysa..beklenen ama asla gelemeyen o gun..o gun hatırına yasanan bunca umut ve tutku...hala bakarken yuzune konusamıyorum...gorduklerımı gormen ve unuttuklarımı hıc hatırlatmaman tek dılegım...yasamak hur
ve ozgur bır kus kadar ucarcasına belkı ama bı o kadar da ımkansız olsa gerek...ıcımden sokup atamadıgım bu korkular benı cekıp alıyor senden senı benden alan korkular gıbı ...sen hıc aıt olamadıgın kendı ruhuna soyledıgın yalanlarına devam et...et kı bu hayata bakısım degısmesın..mutluyum ..sen yoksun dıken ustunde bır ask yok...huzur bıgun o da olur...yollarımda yuruyen karıncaları farkedebılen bır ruhum..yuregım var kocaaman gozlerın ardındakı o sırnasık cocuga delı gıbı asık olan bır yurek...bır gun gıdecegımız yer aynı olsa bıle bır mahalle bakkalınıın tozlu raflarında aynı ekmege elımızı surersek dıye ....ben uzun yıllardır bakkala dahı gıremıyorum....bır otobus duragı belkı bızı var eden...belkı bırılerının gormedıgı gorup de anlam katamadıgı bır yazgıdayız...suphe katkısı konmus tamam beyınlerde belkı celısmemız...belkı de sen benım en buyuk paranoyamdın, ben senı hep varsın dıye hıc bu ıhtımalı anlayamadım?...kım bılır? .....belkı bır notanın en guzel tınısı ıken yarım kalmıs bır sarkıydık...bıldıgım tek dogru var cok basıt gıbı belkı ama ; sen ve ben aynı yolun ayrılan ıkı kolları,belki bır agacın
ıkı dalı,dunyanın zıt kutupları ...bır kalenın ıkı ayrı savunma duvarı...ve bır macın derbı takımları gıbıydık...sure doldu ...mac bıttı...hayatıma attıgın gollerı ve bana yaptıgın faullerı de sayarsak..ben sanırım bugun kaybettım....

RÜYA....

Benim sevgim göklere sığmadı
Yerde de kalmadı
Korudum hep dua ettim

Benim başka bir ricam olmadı
Sadece sev beni
Her gece gördüğüm o rüya gerçek olsa

Yanıma koşa koşa gelsen
Geceyi yedi güne bölsen
Elini tuta tuta ölsem
Bizi kaybetmem

Beni dünyada başka hiçbir şey
Böyle mutlu etmez

Yazık kalbim bir daha atmadı
Aşkı da tatmadı
Ya da ben itiraz ettim

Bütün bunlar bir rüya olmalı
Sonunda mutluluk ve de sen
El ele yine gülerek

Yanıma koşa koşa gelsen
Geceyi yedi güne bölsen
Elini tuta tuta ölsem
Bizi kaybetmem

Beni dünyada başka hiçbir şey
Böyle mutlu etmez

YALNIZLIĞA ALIŞMALI...

Bavulları hep toplu durmalı insanın...

Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...

Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli...

İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...

Yalnızlığa alışmalı...


Çünkü \"omuz omuza\" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet­lerinden biri artık...

Bireyin keşif çağı, geride kı­rık dökük yalnızlıklar bıraktı.

Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.

İşte o yüzden alışmalı yalnız­lığa...

Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...

Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar aşmalı evin en görünür duvarlarına...

\"Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz\" dizeleriyle başlamalı güne...

Telesekretere \"şu anda size cevap verebilecek kim­se yok\" denmeli, \"... belki de hiçbir zaman olmaya­cak...\"

Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...

Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.

Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.

O yüzden en sessiz gecelerde \'\'doğruydu, yaptım\"la teselli bulmalı insan...

Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle he­saplaşmaya çalışmalı...

Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol­malı...

Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...

Sessizliği, sese dönüştürebilmeli...


Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...

Yollarla barışmalı...

Yalnızlığa alışmalı...

CAN DÜNDAR

acil servis

bu gece uzvunu kaybetmıs bı hasta gıbıyım...sagım solum kan ıcınde ..kafatasım paramparca olmasa da ruhumu delık desık eden o kasvetlı goruntun gozumun onunda bır keskın bıcak gorunumunde bır keskın sırke tadında....sordugum zor soruları sen kendıne sormadıgın an gıtme kararı aldım...kendıme soledıgım yalanlarımı ve kendımı bıgun dogruya ınandırabılseydım eger...soyunsaydı korkusuzca karsında tum cesaretımle ruhum ruhuna...ve ınansaydım ..keşke dedıgım tek kor nokta ''sana ınanabılmek''....der devam ederdık...edemıyorum...yalanlarımı yalanlarına katıp bu suya ıkımızı de atıp bogulmaktan korkuyorum ..evet korkuyorum ...senın kaybedıslerını bılerek ve benım kaybedıslerımı hatırlayarak daha fazla zamanın da olmadıgını sayarsak; daha fazla kaybetmek ıstemıyorum artık...senınle olarak senı kaybetmek...hem baglanıp hem ozgur olmak ıstemıyorum...ya gel ya da git....ya geleyim ya da bırak artık tadın tuzun damagımda ıken gıdeyım...hıc kımse ve hıcbırsey tadında ve damagında kalan o kekremsı tatta benı hatırla...sen sadece ruyalarında ya da gırdaplarında benı sorgula...ama bana asla neden? dıye sorma...madem bırgun bıtecek her guzel sey...o guzellık bıtmeden, ben bugunu guzel ilan edıyorum....ne yalan solıyım ben senı hala sevıyorum..dedım ya bır uzvunu kaybetmıs bırıyım bugun...belkı dılım dı bu artık konusamıyorum...ruhuma dokundu ya ruuhun ben artık olsemde gam yemem bunu bılıyorum......

ERKEK DEDİĞİN; TUM ERKEKLERE ITHAF OLUNUR

Seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki emin ellerdeyim, başkası tutamaz elimi böyle.

Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek.

İnce olacak; seni senin kadar düşünecek. Sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek. Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.

Adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek.

Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek.

Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.

Erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.

Ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak.

Kayıtsız olmayacak senin bütün zarafetine karşı. Gerçekten seven bir kadın sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir. Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak.

Ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek. Her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.

Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak. Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek.

Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak, özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.

Erkek dediğin askına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin. Erkek dediğin iyi sevişecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an önce şu iş bitse demeyecek.

Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki sevgisi geçici ve zayıf değildir.Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir.

Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha öte bir şey...
Zeki olacak.

Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisi
katmasını da.

Değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak.
Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak.

Erkek dediğin önce sevecek.
Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa... Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alıp sevişmesini de. Babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı, fedakarlığı...

Erkek dediğin seni koruyacak,kuşatacak.

O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin.
Pısırık olmayacak erkek dediğin. Erkek dediğin erkek olacak.
Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek.

Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak, huzurla bağrına basacaksın.

Can yücel

SABAHA KADAR

Dünya o kadar büyük ki; Bir noktayım ortasında, ne yapsam.
Bazan da o kadar küçülüyor ki dünya, Devrilecek sanıyorum, kımıldarsam.
Hayat o kadar uzun ki, Öyle bitmez geliyor ki bir an..
Bir de bakıyorum, o kadar kısalıyor ki; Ne çıkar, diyorum, bir hayattan
Saadet o kadar lâzım ki yaşayana; Billâhi can verir uğrunda insan.
Hem o kadar boş ki mesud olmak, Gün yüzü görmeden ölenlerin arkasından.
Ben o kadar önemli kişiyim ki, O kadar iyiyim ki aklım ve düşüncelerimle.
O kadar fenayım ki ben Delice niyetlerimle.
Gece; ne kadar karanlık ve sessizsin..
Öyle kaplayorsun ki evleri, yolları, denizleri.
Hem o kadar aydınlık ve seslisin ki; Çılgınca coşturuyorsun bizleri.
Sabah; bir yeni dünya gibi geliyorsun; Öylesine süslü, öylesine saadesin ki..
Sen o kadar güzelsin ki sabah, O kadar güzelsin ki...

öylesine..

bir geceyi diğerine baglayan tek sey sensin..ben sadece içinde kaybolan kucuk kız cocugu...sevgileri sahte takılara benzetilen bir dunyan var sadece ıslemesı eksık etek farkı ıle farkedılen bı kalbın..ve ben saana eksık zamanlarında gelebılen bır kız cocuguyum...sana gelmenın en berbat yerındeyım...ustelık gıtmesını de bılmıyorum...yollarımı kaybetmıs bır cıkmazın ıcınde buldugum nokta suan tam bulundugum yer...basımı kaldırsam heryerım is,sis ve de pis....gormek ıstemedgım senden baska heryerı kırletıyorum...guzellıgın ıcınde bırtek sen ol pıslıgın ıcındekı tek temızım sen ...kapılarımı kapatmıs uyurken bul benı ...sessızce,ısıgımızı yakmadan buluver sadece karanlıgın ortasındakı buyumus ve grilenmıs beynıımı...saatlerın ruhu varmı dersın? yoksa bu yuzden mı senın yanında daha hızlı gecerler bıze ınat...ya da buyuzden mıdır yalnızken gecmek bılmez sankı gulerler tik tak!tik tak!....cok dusunme dersın ya bana ,-takma kafana!...sevmıyorum bu senı derım sana ...ıstemıyorum ..dusunmek,yorulmak,cogalmak ıstıyorum...dusundukce yasadıgımı anlamak...ruhuma ıyı gelıyorsun ...bazen de sadece bedenıme...oysa kı her ıkısının ne celıskılı halı vardır dusunsene...ama dogru ya sen -bosvercısın...ezbercı ve de bı okadar takmaz yorulmaz...nereden bıleceksın ? hayat benım ıcın sadece yasamdan ıbaret olsaydı keske...senın kı kadar kolay yasasaydım,dusunmeden,sorgusuz...oyle ya hayat bızı kucaklardı degıl mı? ...sımdı ben acımalımıyım halıme? beynımı kalbımı sokmelı mıyım ? bu dusunceler suc sayılır omur boyu muebbet yermıyım?...soguk ve de yagmurlu ıcım zaman zaman ...hep goremedıgın o guneslı havalarımı sana sunmak ıcındı o yagmurlarım...kış değil oysa adım...güz hiç olamadı....ben hep ılkbahar ..dım....ve hala acıyor cicekleri buyutuyor suluyor ama koparmıyorum....

05 Şubat, 2010

Aşkın Şiiri

Beklerim [Güzel Siir]

Sensizliğe Aşıgım

Süper Duygusal Şiir-Yanlızlık Şiiir

RESİMLİ ŞİİRLER

Yoruldum Peşinde Koşmaktan

Güneşin Battıgı Yerde

♥♥UNUTAMAM ♥♥

Bu Şiirler Sana...!!!

Beni Öldü Bil - CUMHUR KARACA (şiir)

Aşk şiirler,Duygusal şiirler,My love

DUYGUSAL,HERKES AĞLADI BU KLİBE

Cengiz KURTOĞLU - Sevmek Kim Sen Kimsin

Cengiz Kurtoğlu Hain Geceler (Orjinal)

Zafer Peker - Sensiz Sabah Olmuyor

Ayna-gitme kal diyemedim

Çocukların Bir Masala kandıgı gibi

Aşkım Seni Çok Seviyorum

seni çok seviyorum

Tual tiryakinim

Sen Sevmeyi BiLemeSSiN Süper..

damar şarkılar - aksamlar cökünce

Gülenay Hayel Gözlüm

Gamze Bulut - Hangi Aksam damar

Gamze Bulut - Ağır Gelmezdi (Damardan)

Hadi Git (Harika şiir) Yazar- Cemal Safi Okuyan - Hanedan

Son Sözler (Süper Ötesi bir Şiir)

Seninle Başladım, Bitsin Seninle...(Süper şiir)

BİR AŞK BESTESİ '' ÖLDÜREN SEVDA''

böyle romantik şarkı yok.

KİBARİYE ecel olsun bana senden başkası

Aşk yok artık ;kalmamış bu sözlerde buna uygun ben ne yapayım!!!

İznim olmadıkça alamazsın bendekini benden
Eğer ki alsan hesap sorar bendeki senden
Böyle sorgu sual beklerken abdiyetten Ne çıkar planladığın çirkin art niyetten?
Bu miskinlik keyfiyetten
Hali vakti yerindelikten
Her şey günlük gülistanlık olacak olsaydı gerçekten imtihan olmazdı!
Gelişi güzel doğar,büyür,ölürdük
Alimler olmasaydı biz şuanda kördük
İnsan öyle yaradılış ki;düşünür,taşınır,hamle yapar
Sorgusuzca başına buyruk doğrularını savunuyorsun
yanlış fikirlerden yanlış bir sen yaratıyorsun (sen)aferin!
Sen abartıyorsun rahat yaşamla sapıtmayı
İstanbul üstünden geçmiş bırak kendini korumayı
İyiden iyiye bakıyorum da yoldan raydan çıkmışsın
Tenine dokunan ellerden bir koleksiyon yapmışsın aferin!
O yataktan bu yatağa yatıp takılıp sızmışsın, bu zihniyetle aşkı yorgan altlarında aramışsın aferin!
Akrep ateş çemberinde harekiri yaptı sahiden
pozitif olana dek negatifim kuzen
Erkek alana dek istediğini sanarsın ki Romeo
ne diller döker de teslim olur kapana Juliet
Kadınlar hassas ve hisli, dilekleri içlerinde gizli hatırla işi bitince kaç Romeo gaddarca gitti?
Kadın olmak zor bu kadar acımasızlık sürerken
Hemcinslerim abazanlıktan oduncasına yanarken
Taksim fuhuş yuvası, partiler karı kız kazanı derken. Koleksiyona yeni bir bebek ekle sabah güneşi doğarken!...

El bebek, gül bebek bu yaşına kadar geldin
Düşünsene bir it heriften sertçe tekme yedin
Geceye aşkla vardın, sabaha yabancı uyandın
Bil ki sonraki gün başka bir baya anlatılacaksın (yeah) Kadını kandırmaksa amaç alayınız yalancı
Kapında köpek olan işi bitince yabancı
Tuzağa düşeni iplemez, yeni bir avı kovalar avcı
Sen karar ver bu olayda kim hakim, kim savcı?
Erkeklerin elinin kiri, kadının boğaza geçirin ipi
Var mı böyle adalet kesin ikisinin de boynunu
Tez helak edin iblisin hile dolu bu oyununu
Uyandırın dünden kalma uyuya kalmış yorgunu

Aşkın Noktalaması

Aşkın Noktalaması

Sana göre belki ben;
Bir NOKTALI VİRGÜL ün ardındaki
Basit bir cümlecik;
Biraz mahçup, biraz ezik...
Yada belki ben;
SORU İŞARETİ, kıvrım kıvrım ve kat kat...
Samanyollarının anaforluğuna inat.
Ama sen VİRGÜL, virgül hep virgül...
Mutluluğum İKİ NOKTA, yeter ki sen bir gül.
Rüyada vuslat parantez,
PARANTEZ in içi söylenmez.
Gerçekte vuslat, KONUSMA ÇİZGİSİ,
Bir sürü ve alt alta.
Kuş cıvıltısı ve su şırıltısı...
Çizgilerin ardında.
Vuslatın en umulmaz yerinde;
BİRLEŞTİRME ÇİZGİSİ.
Yok başka satır...
Yok cümlenin gerisi.
Ayrılık acısı ÜNLEM; ikimizin de yüreğinde,
Bir sayfa genişliğinde...
Bir sayfa derinliğinde.
Beklemek: ÜÇ NOKTA...
Sabır: Üç nokta...

Bütün sancılı günlerden sonra,
Vuslat yeniden...
Hem de sonsuza kadar.
Ve o vuslatın sevinci;
O da üç nokta...
Yok yok olmaz!
Bu sevince üç nokta az.
Beş nokta, yüz nokta, bin nokta...
Noktalar cıvıl, cıvıl sonsuzlukta.
Artık,
Hüzün kaybolmakta puslu ufukta.
Artık,
Mutluluk dorukta.
İyi günde, kötü günde,
Hastalıkta ve sağlıkta
Aşk.
NOKTA.

1996

Başlamak için tam zamanı

Başlamak için tam zamanı.
Hayat yaşamak yada yaşamamak arasın da gidip gelen bir su akıntısıdır.Bu akıntıya yön veren ise biz insanlarız.
Yaşam boyu biz insanlar gel gitler yaşarız,ve bu gelgitler ömrümüz son bulana kadar da sürer.
Yaşadığımız her saniye bize birşeyler katar,Yaşama dair.
Unutulması gerekenleri bu saniyede yaşadığımız anlar siler.
Bilmeliyiz ki hayatımız da her zaman yeniden başlamak için bir nedenimiz var dır.
Yeter ki bu nedeni kendimiz isteyelim.Bunun başında'da mutluluk olsun ki,
Mutlu olalım......

Endülüs Melekleri

Endülüs Melekleri

Annelerin destanı.

Sicim gibi yağmurla gözlerin bulutlandı,
Yanağından süzüldü inciler tane tane,
Bir milyon kitap yandı, hangi zafer(!) kutlandı?
Bin dört yüz doksan yedi... Tarihlere bak anne!
Seni böyle ağlatıp, yüreğini yakan ne? ...

El-Hamra Sarayı'ndan, yükselen feryat ile,
Endülüs tarihlere acı bir sayfa ekler.
Gözü yaşlı annenin, nedir çektiği çile?
Güllerin kucağında vurulan kelebekler!
Zulme seyirci kalan insanlık neyi bekler?

Vandal ruhu hortlamış, yakıp yıkıyor gene.
Eli kınalı gelin! Yok ki kaçacak yerin.
Üç tarafın deryadır, bir tarafın Prene...
Dilinden dua düşmez, derdin ummandan derin.
Çile, gözyaşı ve kan, bu mu senin kaderin?

Geçmişten geleceğe akıp giden zamanda,
Endülüs Melekleri, bir rüyaydı gördüğüm.
Zil, şal ve gülden önce, akla geldiğin anda,
Sevgili annelere hecelerle ördüğüm,
Destanınız yazılsa çözülür mü kördüğüm?

İnsanlık tarihinde Endülüs ilk değildi,
Son da olmadı elbet, geldiğimiz güne dek.
Yavrun yaşasın diye kaç kez başın eğildi?
Elinde karakalem, kaç ferman yazdı felek?
Halbuki sen nelere, nasıl katlandın melek?

Leke düşmez şanına! Gece uykunda bile,
Dokuz ay yük taşıdın, görmeden baharını.
Gizlenmiş umutların varamazken menzile,
Feda ettin geçmişi, bugünü ve yarını.
Çekmeyen bilemez ki, doğum sancılarını!

İlâhi adaletten, Cennet sana hediye...
Nurdan ruhanî varlık, sanma ki senden üstün!
Kutsal emanet olan yavrun büyüsün diye,
Günler ve gecelerin uykusuz geçti bütün,
Gülden nazik bedene, hayat verirken sütün.

Ateşlense bebeğin arşa gider adağın.
Ağıt düşer diline, yürekleri dağlayan!
Alev almış tenine, değdikçe gül dudağın,
Sanki yeniden doğar hastalanmış ağlayan,
Bebeğin alnındaki elin billûr çağlayan! ...

Nakşedilmiş heceler, senin kader yazında,
''Uykusuz kalsın! '' demiş, görünmeyen bu nakış.
Uzun kış geceleri, zemheri ayazında,
Sımsıcak kucağınla, sevgi dolu bir bakış,
Isıtırken yavrunu, yaza döndü karakış.

Nice yıllar yapıştı sefaletin pençesi,
Yoksulluk günlerinde, sanki hayattan bıktın.
Umudun yakarışa ses vermezken nefesi,
''Yavruma ne yedirsem? '' diyerek sen ayıktın.
Bilir misin sen melek, sen nelere layıktın?

Elmasın şahı gelse yıldız konsa tacına,
''Sönük kaldım! '' diyerek gizli bir hüzün duyar.
Kızıl Deniz incisi dağ olsa yamacına.
Sana layık olan gül, aransa diyar diyar;
İrem Bağı'nın gülü, elindeyse bahtiyar...

Layık olur mu sence, Hicaz tepelerine,
Saray kurulsa sana; inci mercan işiyle,
Altın kuşak işlense kubbenin her yerine,
Ay ışığı altında Güneş'e gidişiyle,
Mavi damarlı mermer, yakut ve fildişiyle!

Evrende peçelenmiş Ülker'in yedi kızı,
Nedime inse sana, ilâhî ahenginden.
Burç altında çift duran güneyin Akyıldız'ı,
Kandil olsa gecene, safir zümrüt renginden,
Nur yağdırsa simana, süzülerek enginden.

Retinaya ilk düşen, akla yerleşen yüzün,
Bir ömür zihinlerden silinmiyormuş meğer.
''Bayram eder! dediler, sona erecek hüzün! ''
Peri kızın mirası, paha biçilmez değer,
Sebâ'nın yakut tahtı sana sunulsa eğer!

İhtişamlı El-Hamra gülleri büyü ile,
Ayağına serilse yüreğini kanatır!
Bir zümrüdüankanın efsunlu tüyü ile,
Bir ceylan derisinde sırmalansa her satır,
Ey melek! Hangi destan, seni nasıl anlatır?

Nasıl anlatır seni, ''Anne! '' derken yanan dil?
Şafakların tülünden perdelenmiş simanı.
Güneş doğarken bile gökte yanan tek kandil,
Venüs'ün semadaki benzersiz enfes tanı,
Seni anlatamıyor, meleklerin destanı...

Destanlar yanık anne, Nemrudî ateş düştü.
Yangınlar hiç sönmedi su taşırken ebabil.
Zalimlerin hışımı, masumlara üşüştü.
Çoktan yerle bir oldu, dehşetine mukabil,
Nemli zindanlarıyla, kızıl kuleli Babil...

Endülüs melekleri, bugün bile ağlıyor.
Zulüm sayfalarından, ders almayan insanlık,
Ne oldu ki ufuklar gene zulmet sağlıyor?
Mahşerin melekleri yere inse bir anlık.
Annelerin şafağı, neden hâlâ karanlık?

Sayısız güneş düştü kara toprak bağrına.
Tomurcuk güller soldu, göremeden baharı.
Sağır sultan duymuşken, dünya suskun çağrına.
Hiç kimse anlamadı ruhundaki hasarı.
Acem kehribarından, gül yüzler daha sarı...

Terlemekle donuyor; bir yanıp, bir üşüyor!
Nur semavi bedenler kapan doyumsuz ağa,
Kaderinden habersiz anlamadan düşüyor,
Barışın melekleri, birer birer tuzağa!
Dönüş hayali uçmuş, yıldızlardan uzağa.

Acılı tarihlerde, sayfa kanla yazılmış.
Bin bir ağıt yakıldı, giden dönmüyor geri.
Kara humma pusuda, siper derin kazılmış.
Yemen mi daha öte, Fîzan mı daha beri?
Düştüğü yeri yakar, her ayrılık haberi!

Ne bir mektubu geldi, ne giden geri döndü;
Savaşın pençeleri, teslim aldıkça çağı.
İki günlük gelinler, tüten ocaklar söndü!
Alev alev yandıkça dünyanın dört bucağı,
Sevgili annelerin boş kaldıkça kucağı!

Istırabın, gözyaşın... Ne diner, ne yavaşlar.
Kimi zaman Balkanlar, kimi zaman Yemen'di,
Gidip de dönülmeyen, genç can yutan savaşlar;
Yavruların boynuna doladıkça kemendi,
Arşa yükselen feryat: Senin ''Yavrum! ... '' demendi.
...
''Gizli ithaf nakşeden kalemin sussun şair,
Boynu bükük mısrada hece yas bağlamasın!
Neyi anlatabildin benim çileme dair? ...
Uzak dursun savaşlar, nefreti sağlamasın.
Adil bir dünya kurun... Anneler ağlamasın! ''

Bahar Olmak

Bahar Olmak

****sevginin özkaynağının sevgilisi’ne(SAV) **


Sen:İlkbahar,
Bir elinle
Kara toprağa gömerken kara kışı,
Bir elinle
Çiçekler açtırdın sahrada.
Üstelik usanmadın da
Gül aşıladın deli zakkumlara.

Ben: Sonbahar,
Ne gezer bende, sendeki kudret.
Üzülürüm;
Dökülen sarı yaprakları,
Yeniden kaynatamadığıma dallara.
Üzüntüm yetmezmiş gibi,
Ben dururum üstelik,
Suçlayan her işaret parmağının ucunda.

Sen de bilirsin ya;
Ben varım diye dökülmüyor ki yapraklar.
Sen de bilirsin ya;
Yapraklar dökülüyor diye ben varım.

Ben: Sonbahar,
Olmasa da bende sendeki kudret...
Dökülen sarı yaprakları,
Yeniden kaynatamasam da dallara...
Gücüm var yine de bilirim.
Çünkü, senin kanın akıyor kanımda.
İşte o güçle,
Son kışa hazırlayacağım insanları.
Son kış ki;
Çetin mi çetin...
Son kış ki;
Karadan kara.

Sen: İlkbahar,
Ben: Sonbahar.
Ne güzel aynı adı taşımak seninle.
Sen: İlkbahar,
Ben: Sonbahar.
Son da olsa,
Bahar olmak ne güzel.

05.12.1996

Hıçkırık

Hıçkırık

Yar mavisi bir hıçkırıktı
Gözlerimden süzülen
Ve ben
Geçtim karanlıklarımı
Kayıt dışı
Yıldız yağmuruyla
Açık ve tek celsede
Tutundum yalnızlığa
Merhaba sabah
Hoşça kal kirli sarı
Açısal sapmalı
Bir yaşam dolusu
Merhaba
Ve hoşça kal bir daha
Kurşun askerlerimden uzak
Çok uzak bir yaşamak
Abajurdan hallice
Mutlu dingin
Sıralı
Ayakkabılarım ve ben
Acılı
Karmakarışık

Sen lütfen üstüne alınma!

Biliyorum, konuşacak bir şeyimiz kalmadı; paylaşacak hiçbir şeyimiz yok. Yine de yüreğimden gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum; seninle konuşuyorum... Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım. Sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum... Cümlelerimi kısalttım; kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen dudaklarımda... ‘Bir ihtimal gelişine’ sığındığımı farkettiysem de, engel olamadım gurursuz, ama umutlu hasretine... Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum, imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor... Bende olan seni hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin nasıl olduğunu anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum... İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum!
Anlamsız ve cevapsız sorular hınzırca sırıtıyor; ben, duymamaya çalışıyorum. Düşler uzak gibi görünüyor, ama yakınlar; belki de görmeyi istemek gerekiyor. “Gözlerini aç” desem kapatacaksın, ama kapatma! Gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş; itiraf etti sonunda... Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve kalbim değil. Gelseydin, kendimi unutup sana koşacaktım. Susturacaktım içimdeki isyanı. Kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini, sevinçten ağlayacaktım bu defa! Mutluyken hemen sarhoş olmuşum gibi, dokunacaktım, sarılacaktım... Ama gelmedin, gelemezdin, belki de gelmeye hiç niyetin yoktu aslında... Kendimi kandırdığımı anladığımda ağlıyordum. Eskiden kimi şarkıların ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, şimdi ayrılığın ardından çalınan her şarkı umutsuzluğumu ve sevgimi anlatıyormuş gibi geliyor... Sevdiğim ne çok şarkı varmış meğer, bunu senin gidişinle anladım! Her şarkıda sen varsın, her yerde, her gördüğüm insanda, denizde, gecede, uykumda... Nasıl beceriyorsun her yerde olabilmeyi? Bu bir marifetse eğer, neden benim yanımda değilsin?
Gittin! Belki de hiç gelmemiştin, ben geldiğini sandım... Yokluğuna ayak uyduramıyorum! Her gelişimde, ‘bir kez daha gönderdiğin’ oldum... İnanamadığın, yenemediğin, üzerinden atlayamadığın korkuların oldum... Yüreğindeki erkek ben olmak isterken, tozlu bir anı oldum...
Sesin hep uzakları çağırıyordu, ben üstüme alındım ve sana geldim. Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenişi sahiplenir miydim? Şimdi bir mevsimlik aşk kaldı avuçlarımda.
Kalbime henüz söyleyemedim gittiğini. Öğrenirse, onun da acı çekmesinden korkuyorum... Sevdamın yokluğuna alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi...
En büyük silahınla vurdun beni; asıl acı olan unutulmak! Unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor... Benim kırgınlığım ‘AŞK’a... Sen lütfen üstüne alınma!

Yollar

Yollar

Bir birine bağlanmış
Yarım kalan sevdanın
Yaralı ezgisinden
Haberi var yolların

Hasretler le can bulmuş
Ayrılıkla büyümüş
Acılarla zift tutmuş
Yolların haberi var

Bağlıyor bir birine
Gidilecek çizgiyi
Aşklara kavuşmaya
Geçidi var yolların

Koskocaman bir ağla
Sımsıkı ötekine
Gülünü görmemen de
Ne suçu var yolların

5 ARALIK 2005

Gözlerin

Gözlerin

gözlerinde tanıdım seni
hayata gülümsemeye çalışan kalbinin
bakışlarına düşen güzelim yansımalarında

kocaman küçümen yaşına sığdırdığın
onca yükün
kah kadınsı kah çocuksu
içten konuşmalarıydı paylaştıkların

aldırdığın kaşlarında
hatırlamak istemez gibiydin
unutmaya çalıştığın günler aylar yılların
kalın kapkara yitirilmiş umutlarını

ardında kalan ince çizgilerde
belki hiç tatmadığın
dişiliğinin okşanasılığı
hoyrat sözcüklerinde saklı
zerafetinin sevilesiliği
çocuksu kadınlığının
omuza, kalbe, dudağa düşen
beklentisi..ni..
yaşamak ister gibiydi
doyulası gözlerin
duyamadığım
sende saklı sözlerin

kimbilir …

-♥ Gül Yüreklim...

-♥ Gül Yüreklim...




Sabır yüregin çiçeği;
Sevmek yürek ister,
Gül yüreklim! ..

Sabır hayatın gerceği;
Sevmek emek ister,
Gül yüreklim! ..

Sabır alev alev yakar yüreği;
Sevgiyle açar ateş çiçeği,
Gül yüreklim! ..

Sabır miras kaldı; Hz Yusuf'tan! ..
Sevgi ihtiras oldu, gömleğin yırttı arkasından..

Sabır Mecnun oldu, düştü çöllere! ..
Sevgi Leylâ oldu, beyhude kaşı gözü kara..

Sabır umman oldu Hz Nuh'un tufanında! ..
Sevgi çile oldu inanmayan oğlu Kenân'da..

Sabır ile imtihan oldu, sınandı Hz Eyyüb! ..
Sevgi dile geldi bağrında, kalp gözü büyüyüb..

Sabırla büyüdü yüreklerde Hz Muhammed (s.a.v.)
Sevgi nur oldu, gül açtı muştulandı, çiçek çiçek..

Sabır kırmızı gül, elvan elvan sevgilinin gönlünde,
Sevgi ile açtı, yediveren gülleri bahar yelinde..

Sabır eden yürekler, bulur aşk ile felah! ..
Sevgi ile dile gelir kalb '' La ilahe illallah ''...

Sevgi bulut, sevgi yağmur, sevgi bereket;
Aşk ve sevgiyle, bu yolu umutla takip et,
Gül yüreklim! ..

Hoş görüyle oluşur sevgi seli;
Fedakarlıkta açar sabır çiçegi,
Gül yüreklim! ..

Sabır yüreğin boynu bükük çiçegi;
Sevmek sabır ister,
Gül yüreklim! ..

09.10.2006
Fatimâ Hümeyrâ Kavak

Şairler Yüreklerin tercümanı.
Şiirlerde Duyguların
Gül yüreklim...

Şiirlerim noter tastiklidir.
Sitelerde isimsiz ve alıntı diye yayınlanması suç ve yasaktır...
Lütfen şiirimin altına adımı soyadımı ekleyiniz...

Ayaz gece vurunca

Ayaz gece vurunca

Ayaz gece vurunca
sen, çocukluguma masum düşler gördüren sevgili
kaç sokak oldu sesini duymayalı

Ağla Yüreğim

Ağla Yüreğim

Akşam olur
Bir başıma kalınca
Bu yerde...

Özlemin
Ateş olur..!
Dokunduğun her yerde
Kıvılcımlar saçar
Özlem ateşin
Yangınlara döner...

İçimde
Yıkılmaz sandığım
Dağlar erir
Ormanlar bir bir yanar.

Eğil başım
Sen..
Öne eğil....

Bunca yıldız varken
Gece neden karanlık olur
Sevdiğim.....

Kaybetmeyince
İnsan
Bilmezmiş
Elindeki nimetin kıymetini.

Ağla yüreğim kendi haline
Sen
Şimdi ağla..

Kasım-2005/ Adana
(Ağla Yüreğim Dağlar da Ağlar..şiir kitabı..karahan kitabevi yay.2005.adana)

Aşk

Aşk

Aşk yüreğimde çağlayan deniz
Aşk dudaklarımdaki son dua
Aşk ulaşamadığım duygular
Aşk sensiz yaşanmayan
Aşk gecenin parlayan yıldızı
Aşk günle doğan kızgın Güneş
Aşk yüreğimdeki tik tak sesi
Aşk tek yol sana uzanan
Aşk ciğerlere cekilen nefes
Aşk dudaklarda duyulan ses
Aşk bazen altın bir kafes
Aşk sen varsan güzel olan
Aşk hissedilirse gözlerde parlayan
Aşk terkedildiğinde zehirli bir yılan
Aşk tadamadığında baldan tatlı her zaman
Aşk zehir zemberek kaçtığında avuçlarından
Aşk doğmak yeni bir hayata
Aşk konmak kelebek gibi daldan dala
Aşk dolanmak aklı bir karış havalarda
Aşk seninle başladı ve bitti buralarda

Aşk benim mabedimdi..

Aşk benim mabedimdi..

Aşk sağ yanımdı
Aşk bir omuzdu yaslandığım
Aşk yanında ağladığım
Gittin bitti...

Aşk küçük çocuktu içimde
Aşk aldığım soluktu
Aşksız ellerim soğuktu
Gittin bitti...

Aşk gözyaşımdı
Aşk senle doğmam
ve Aşk beş yaşımdı
Gittin bitti

Aşk özlemimdi
ve Aşk sana hasretimdi
ah Aşk sanki nefesimdi
Gittin bitti

Aşk sana şarkımdı
Aşk sensiz ahımdı
ve Aşk benim aklımdı
Gittin bitti

Aşk dünüm, bugunumdü
ve Aşk her gece düğünümdü
Aşk içimde yaşattığım çocuk
Gittin bitti

Aşk sarhoşluktu
Aşk senle varolmuştu
Aşk bir bakışındı
Gittin bitti

Aşk benim mahremimdi
ve Aşk benim mabedimdi
ki Aşk sevgimin sırrıydı
Gittin bitti

Aşk benim sevincimdi
Aşk benim ümidimdi
Aşk benim için sendin
Gittin bitti...

Aşk sonsuz diyen sendin
Aşk ölmez diyen sendin
Aşkı öldüren de sendin
Gittin bitti

Aşk umuttu, yaşamdı
Aşk saat 8'de, seni aramamdı
Aşk sensiz yalnızlık kokan sokaklardı
Gittin bitti

Aşk ilk merhabamızdı
Aşk elimi tutuşundu
ve Aşk yanımda uyuyuşun
Gittin bitti

Aşk unutulmaz mutluluktu
ve Aşk bulunmaz bir konuktu
Aşkı ben kovmadım ki
Gittin bitti

Aşk masum bir heyecan
ve Aşk sevecen olgunlaşan
hani Aşk asla eskimezdi
Gittin bitti

Aşk bendeki bir yürek
ki Aşk bendeki sen demek
ve Aşk kanıyor şimdi ya
Gittin bitti

Aşk adının her harfi
ve Aşk her hücremdeki sen
Aşk sensiz ağlıyor
Gittin bitti

Aşk bir deniz içimde
Aşk bir gökyüzü sen gibi
Aşk sana hasret şimdi bu gözlerde
Gittin bitti

AŞK YENİDEN

AŞK YENİDEN

Aşk yeniden
Akdenizin tuzu gibi
Aşk yeniden
Rüzgârlı bir akşam vakti
Aşk yeniden
Karanlıkta bir gül açarken

Aşk yeniden
Ürperen sahiller gibi
Aşk yeniden
Kumsalların deliliği
Aşk yeniden
Bir masal gibi gülümserken

Gözlerim doluyor
Aşkımın şiddetinden
Ağlamak istiyorum
Yıldızlar tutuşurken
Gecelerin şehvetinden
Kendimden taşıyorum

Aşk yeniden
Bitti artık bu son derken
Aşk yeniden
Aynı sularda yüzerken
Aşk yeniden
Rüya gibi bir yaz geçerken

Aşka Dair

Aşka Dair

Aşk bir muamma gibidir çözebilene aşk olsun
Aşk bulutunun üstünde gezebilene aşk olsun

Aşk gönülün hitabıdır divanenin hesabıdır
Aşk şiirin kitabıdır yazabilene aşk olsun

Aşk incelik aşk azamet aşk özveri aşk nezaket
Aşk imandır aşk ibadet hazzı bilene aşk olsun

Aşk ilahların sathıdır aşk benliğin ruhsatıdır
Aşk kayalardan katıdır ezebilene aşk olsun

Aşk Ali'ye Kamber gibi aşk mis gibi amber gibi
Aşk sihirli çember gibi bozabilene aşk olsun

Aşk deli aşk akil eder aşk uzağı yakın eder
Aşk ateştir aşk kül eder tozabilene aşk olsun

Aşk irfan alimin huyu aşk Kevser Zemzemin suyu
Aşk bir sonsuz derin kuyu kazabilene aşk olsun

Aşk ilimdir aşk keramet aşk asalet aşk nedamet
Aşk güvendir aşk saadet erebilene aşk olsun

Aşk mekanı arı yerdir ziyareti gönüllerdir
Aşk benlikten ileridir özge bilene aşk olsun

Aşk uğraştır aşk emektir aşk sevmektir sevilmektir
Aşk demek Şahin demektir sezebilene aşk olsun

Ben yürürüm yane yane(ilahi ve şiir)

Ben yürürüm yane yane(ilahi ve şiir)

Ben yürürüm yane yane
Aşk boyadı beni kane
Ne akilem ne divane
Gel gör beni aşk neyledi

Gel gör beni beni aşk neyledi
Derde giriftar eyledi
Gel gör beni beni aşk neyledi
Gel gör beni aşk neyledi

Gâh eserim yeller gibi
Gâh tozarım yollar gibi
Gâh coşarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi

Gel gör beni beni aşk neyledi
Derde giriftar eyledi
Gel gör beni beni aşk neyledi
Gel gör beni aşk neyledi

Ben yunusu bi'çareyim
Dost elinden avareyim
Baştan ayağa yareyim
Gel gör beni aşk neyledi

Gel gör beni beni aşk neyledi
Derde giriftar eyledi
Gel gör beni beni aşk neyledi
Gel gör beni aşk neyledi

Asker Hayatı

Asker Hayatı

Asker olmuş onun adı
Bulamaz yemete tadı
Ekmek ise taştan katı
İşte asker hayatı bu

Beşyüzelli gün şafak sayar
Bir tablot yemekle doyar
Hergün botlarını boyar
İşte asker hayatı bu

Hergün sabah sporunda
İki çavuş var kolunda
Bu genç ölecek sonunda
İşte asker hayatı bu

Hergün dertlerinle uğraş
Elbisesi hep kamuflaj
Her sabah olur traş
İşte asker hayatı bu

Hergün arabayı siler
Allahdan hep avrat diler
Elinden düşmez dergiler
İşte asker hayatı bu

Hergün iştima isim isim
Kararmış beyaz nevresim
Bağırmaktan kısıldı sesim
İşte asker hayatı bu

Her zaman telefon eder
Her gün nöbetlere gider
Ikın ibrahim buda biter
İşte asker hayatı bu

Memleket gözünde tüter
Maaş aldığı gün biter
Arka dersen zart zart öter
İşte asker hayatı bu

SEn ASkersin Eyüp

SEn ASkersin Eyüp

hani asker ağlamaz diyorlardı,......................rabiye.....tanrıverdioğlu
işte ağliyor

hani asker sevmez diyorlardı,........................mehmet......kındap
ailem akılımdan çıkmiyor

hani sevenler ayrılmaz,........................................abdulvahap.....yektir
diyorlardı baksana bir
mektup bile gelmiyor,...........................................ismail......sağır

hani asker unutulmaz
diyorlardı soranım bile,.........................................haydar.......turan
olmıyor

hani asker nöbet tutmaz,....................................mehmet........harimdar
diyorlardı baksana nöbet
defterinde ismim yaziyor,.....................................hasan.........çelebi

hani asker özlemez diyorlardı
baksana annem aklımdam,.....................................mor.......lale
çıkmiyor

hani askere sillah vermezler
diyorlardı baksana GEBİR,......................................hüsamettin.......sungur
omuzlarımdan inmiyor

hani asker çarşiya çıkar,.......................................fatime......altuntaş
diyorlardı baksana günlerim
dolmıyor

hani asker konuşmaz diyorlardı,..............................yağmur......kelebek
baksana akşama kadar yürüyüş
kararını sayıyor

hani asker uyumaz diyorlardı,...................................gülüm.....macit
baksana beş dakkalık istirahatde
uyku gözlerimden çıkmiyor

hani asker sıcak nedir bilmez
diyorlardı işte göneşte elbisemin
rengi solıyor

hani askere para lazım olmaz
diyorlardı baksana yemekleri
yenmiyor

hani asker özlemez diyorlardı
baksana gözlerim kardeşim
sultanı hep ariyor

hani ailede birisi asker olmaz
diyorlardı baksana işte sülüsüm
gelmiş askerim asker

hani asker sevmez diyorlardı
elimde ne gelirki yüreğim
kan ağliyor kan**************

Askerim

Askerim

Askerim Denizlide
Sınıfım piyade
Geceleri nöbette
Gündüzleri eğitimde
Askerim asker
Saçlarımı kestiler
Elime G1 tüfeğini verdiler
Emre itaat şart dediler
Baba dağlarına çevirdiler
Askerim asker
Elbisem araziye uygun
Şaşkın acemi durgun
Sılam aklımda bugün
Eğitim alanında yorgun
Askerim asker
Vatana feda canlar
Hepsi askerdir bunlar
Peyganber ocağıdır anlar
Unutulmaz bu anlar
Askerim asker
Çok değişik bir ortam
Daha çoktur hatam
Sivil hayatı unutam
Çekil geliyor kadrolu ustan
Askerim asker
Sadece eğitim ağır
Kısa künyede bağır
Allahım yağmur yağdır
Tozu çok sıcağı vardır
Askerim asker
Kepte piyade neftesi
Düz tıraş olmalı ensesi
Çamlıkta üçüncü bölük sesi
Botlar yaktı herkesi
Askerim asker
Sabah akşam içtima
Temizlik var günlerde Cuma
Eğitimde öğretileni unutma
Tüfeği sopa gibi tutma
Askerim şimdi asker.

Asker

Asker

asker,korkusuz bir kahraman
asker,cesaretli bir kaplan
asker,milletini satmayan,
asker,vatanın huzurunu sağlayan
asker,gece gündüz bizi koruyandır.

Çanakkale Askeri

Çanakkale Askeri

Adına binlerce destan yazılan
Yıllar sonra bir bir anılan
Toprağına taşına yazılan
Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale

Adım adım koşan asker
Düşmanını yenen asker
Vatanını seven asker
Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale

Tüm dünya'ya örnek asker
Komutanıyla yürek asker
Vatan millet diyen asker
Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale

Çanakkale geçilir mi sandın
Topuna tüfeğine mi kandın
Türk'ü yenilir mi sandın
Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale

Al bayrakla koşan asker
Ölüm emrini alan asker
Yaralı düşmanı saran asker
Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale

Bu destan anlatılmaz yaşanır
Bu şehitler unutulmaz anılır
Koca Seyit Bismillah der kaldırır
Çanakkale mi şehit,şehit mi Çanakkale

Anne ile aile Mutluysa olmaz çile

Anne ile aile Mutluysa olmaz çile

Olmalı hassasiyet
Şahsın ailesine
Aman dikkat etmeli
Düşmanın hilesine
Anne ile aile
Mutluysa olmaz çile
Saygı sevgi önemli
Hürmet muhabbet şefkat
Bunlar gerçekleşirse
Aile olur rahat
Anne ile aile
Mutluysa olmaz çile
Kanunlar bizim için
Yok ise hayat durur
Kuvvetli olan kişi
Düşkünü yere vurur
Anne ile aile
Mutluysa olmaz çile
Hukuk dışı zorbalık
Hiç meşru sayılamaz
İnsan insandır bilin
Çayırda yayılamaz
Anne ile aile
Mutluysa olmaz çile
Hassas davranmalıyız
Ölçü tartı ayarı
Canlar anlaşılmazsa
Kaçar topuz kantarı
Anne ile aile
Mutluysa olmaz çile
Keyfi uygulamalar
Derhal yok edilmeli
Mafya ve karaborsa
Derhal reddedilmeli
Anne ile aile
Mutluysa olmaz çile
Aile devlet millet
Sosyal huzur barışı
Ayrım yapmak çok yanlış
Kaybederiz yarışı
Anne ile aile
Mutluysa olmaz çile
Muhtacız kardeşliğe
İç huzur önemli çok
Tuğla üstüne harcı
Koyup kalmalıyız tok
Anne ile aile
Mutluysa olmaz çile
Kötü huzursuzluklar
Mide bulandırmakta
Çıkarcı soyguncular
Adam dolandırmakta
Anne ile aile
Mutluysa olmaz çile
Tahrip ve güvensizlik
Uçurum oluşturur
Saygı sevgi ve hürmet
Canları buluşturur
Anne ile aile
Mutluysa olmaz çile
İşçi memur yöneten
Siz işitin sesimi
Sevin coşun ve gülün
Harcadım nefesimi
Anne ile aile
Mutluysa olmaz çile
Hasan Sancak sizlerle
Asla uzak değilim
Kaynaşın kucaklaşın
Böyle der bize ilim
Anne ile aile
Mutluysa olmaz çile

AiLe

AiLe

Bir aile düşün, çerden çöpten ve yıkılmaya musait.
Bir aile daha düşün, saçmalıklar kuşatmış, onlara ait.

Bir aile düşün, taksitle kurulmuş veresiye her şey.
Bir aile daha düşün, ne özgür düşünce var ne birey.

Bir aile düşün, töreyle, korkuyla, baskıyla kurulmuş.
Bir aile daha düşün, ona toplumsal tuzak kurulmuş.

Bir aile düşün, ekmek peşinde ziyan olmuş bir baba.
Bir aile daha düşün, o aileden ne köy olur ne kasaba

Bir aile düşün, görücü usulü yamanmış iki tezat kişi.
Bir aile daha düşün, o ailenin yüce Allah' a kalmış işi.

Bir aile düşün, anne baba ayrı ayrı dünyalarda yaşar.
Bir aile daha düşün, çocuk doğar ve dünyası şaşar.

Bir aile düşün, başkalarının isteği üzerine kurulsun.
Bir aile daha düşün, sevgi, umut, insanlık vurulsun.

Bir aile düşün, salaklık, cahillik, çaresizlik diz boyu.
Bir aile daha düşün, seçimde kendine vermez oyu.

Bir aile düşün, namus diye olmadık cinayetler işlensin.
Bir aile düşün, kişiliğini yaşamak isteyen fişlensin.

Bir aile düşün, nerden baksan sorun, feryat, kargaşa.
Bir aile daha düşün, ateşi tutarken kullanmasın maşa.

Bir aile düşün, mutluyum diye hep kendini kandırsın.
Bir aile daha düşün, toplumu gizli gizli yandırsın.

Bir aile düşün, on nüfusa bir dikili ağaç Allah vere.
Bir aile daha düşün, aile olmak nere bu aile nere.

Bir aile düşün, gelir dağılımından pay almadan yaşıyor.
Bir aile daha düşün, geliri dağıtmayarak haddini aşıyor.

Bir aile düşün, yıllar yılı yoksulluk altında can veren.
Bir aile daha düşün, ne dinleyen ne anlayan ne gören.

Bir aile düşün, kolaya endeksli, çalışmadan elde eden.
Bir aile daha düşün, doğru yol var iken yan yolda giden.

Bir aile düşün, bana deymeyen bin yıl yaşasın diyen.
Bir aile daha düşün, korku ile yaşayıp yavan ekmek yiyen.

Bir aile düşün, savaşanı, mücadele edeni yalnız koyan.
Bir aile daha düşün, savaşmayan ailelerin gözlerini oyan.

Bir aile düşün, aile kavramını yozlaştırmışken aileyim der.
Bir aile daha düşün, ticarete dökmüş işi mahkemeye gider.

Bir aile düşün, pazarlıklı, sözleşmeli, şartlarla dayanır kökü.
Bir aile daha düşün, güven yok, inanç yok çok ağır yükü.

Benim denizimde

Benim denizimde

Bir parkta oturmuş
Kendimi dinliyordum
Issız denizimde
Kağıttan yaptığım
Gemilerimi yüzdürüyor
Ve batırıyordum kendi ellerimle,
Çünki,
Hepsi kağıttandı
Islanacaklar diyordum
Neye yarar
Islandıkdan sonra
Yüzemedikden sonra diyordum.

Bir bankta oturmuş
Kendimi dinliyordum
Issız denizimde
Yanımda yer vardı
Adedini bilmek istemediğim
Çok geçmedi
Kulağımda konuşma sesleri
Yaşam savaşı şikayetleri
Aslında zor sanattı
Yaşama direnme
Biliyor
fakat susuyordum.

Sonra serçe kuşları geldiler
Ve ben
Bankta oturmuş
Serçelerin ekmek kavgasını seyrediyordum
Güneşin gülen yüzüyle
Ve,
Hayata bağlanmışlığımla.

Park çiçek kokularıyla
Nağme nağme dağıtırken kendisini
Ben kendi denizimde
Kağıttan yaptığım gemileri yüzdürüyor
Islanınca batırıyordum
Neye yarar ıslandıkdan sonra
Yüzemedikden sonra diyordum.

04 Şubat, 2010

Her Şey Sende Gizli

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..

Bakırköyden Mektup Var

Bakırköyden Mektup Var

Sensizdim kendime bir iş aradım,
Baştan savıp asabımı bozdular.
Hatırşinas dostlarıma uğradım,
Sağolsunlar müdür beye yazdılar.

Müdür bey gerçekten yufka yürekmiş,
İşim inşaatta kazma kürekmiş,
Bir sağlık raporu almam gerekmiş,
Tam teşekkül hastaneye yazdılar.

Yağışlı gözümün hazan çağı da,
Olur olmaz yerde başlar ağıda,
Sinir servisine giden kağıda,
Aklından zoru var diye yazdılar.

Bir saat anlattım tek bir buseni,
Doktorlar efsane sandılar seni,
Belki de alaya aldılar beni,
Bana palavracı diye kızdılar.

Bir ara sensizlik krizim tuttu,
Bilmem ki o anda ne olup bitti.
Hekimler heyeti havale etti,
Acil vak’a Bakırköy’e yazdılar.

Bu çağda bu sevda abes dediler,
Cezası çelikten kafes dediler,
Ben kime ne yaptım,ne istediler,
Bana bu çukuru niye kazdılar.

Burda ne sen varsın, ne de bir iş var,
Üç adım voltalık gidiş geliş var.
En ayıp sözlerle kaplı dört duvar,
Bunca küfrü kime,niye yazdılar.

Açmak için zahmet etme zarf açık,
Hala bana sevgin varsa birazcık,
Mektubumu alır almaz yola çık,
Gözyaşlarım bir acayip azdılar,
Gözyaşlarım bir acayip azdılar.

Adsız

Adsız

Sevgiliden bir parça sevgi alıp bana verenler,
Buna karşılık canımı alıp sevgiliye verdiler.

Kalan Kalir

Kalan Kalir

Vur sirtina, vur sirtina
Dostun oldum vur sirtina
Madem ki ben kaldiramam
Derdimi al vur sirtina

Duman kalir, duman kalir
Ocak tüter duman kalir
Ben yanarim hic tükenmem
Benden sonra duman kalir

Ah ne fayda, ah ne fayda
Kefen beyaz ha ne fayda
Bir hayina yas dökersin
Kadrin bilmez ah ne fayda

Kalan kalir, kalan kalir
Giden gider kalan kalir
Ben giderim geri gelmem
Benden sonra kalan kalir

Meydan kalir, meydan kalir
Yigit ölmez meydan kalir
Yere vurma hatirimi
Sana kahpe meydan kalir

Rüveyda Ben Sendeyim Sen Bendesin

Rüveyda Ben Sendeyim Sen Bendesin

Önce korkunç azaba kahra gömülüyorum
Sonra en büyük affa uğrayıp gülüyorum
Çatlıyor da mezarım dışa vuruyor beni
Terazi Rüveyda’ya divan kuruyor beni
güneş aktı, ay söndü parçalandı yıldızlar
Rüveyda şimdi burda sen varsın, gözlerin var
Beyaz tüller içinde ruhun sarıyor beni

Sahibisin bu eşsiz muhabbet sarayımın
Mağrur yükseliyorsun uluların katına
Huriler imreniyor sonsuz saltanatına
Elime tutuşturup kalbinin kadehini
Sevgini şarap gibi sunuyorsun Rüveyda
Çiçek çiçek kalbime doluyorsun Rüveyda

Acı yok, intizar yok eskide kaldı hasret
Ömrünü tamamladı endişe, korku, hayret
Buz ve köz tarih oldu
Geçti zaman ve mekan
Zaman biziz, mekan biz
İmkansıza yok imkan
Ömrün ne sonundayız, ne de henüz başında
Otuz üç yaşındayız, hep otuz üç yaşında
İçim sensin bu ilde, dışım sensin Rüveyda
Rüveyda,
Ben sendeyim sen bendesin Rüveyda

Gözlerine Bakarken

Gözlerine Bakarken

Gözlerine bakarken
güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde
kayboluyorum...
Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedi madde gibi gözlerin:

sırrını her gün bir parça veren
fakat hiç bir zaman
büsbütün teslim olmayacak olan...

Irmağa/ Arzuhal

Irmağa/ Arzuhal

gördün mü devleri, mecnun cinleri
ciğer kanı içen bahçıvanların
nefesinde uçan güvercinleri
sekiz bahçenin tacını
sekiz köşkün Hallac'ını
gördün mü ey denizlere kul olan
yorgun düşen gariplere yol olan

Yavrum'a

Yavrum'a

Ey benim adını,
Ey benim yumuk ellerinin tadını bilmediğim,
Ey benim öpüp; yüzünü kaşını,
gözlerinin yaşını
Dudaklarımla silmediğim yavrum!
Belki okadar tatlı ki gözlerin
Rüyasız uykulara benziyor.
Belki ılık, serin, baharda sulara benziyor.
Belki yıldızsız geceler gibi kara,
Belki cevapsız bilmeceler gibi derin
Benziyor ufuksuz ufuklara!
Ellerin avucumda, adın dilimin ucunda.
Oğlum Demir, hayır belki kızım Svetlana.
Ne yazık, ne yazık ki sana
bir defacık olsun bakamadım.
Gözlerine su gibi, uyku gibi akamadım...
Ey benim adını
Ey benim yumuk ellerinin tadını bilmediğim,
Ey benim öpüp yüzünü kaşını,
gözlerinin yaşını,
Dudaklarımla silmediğim Yavrum....

Sevgi Ve Dostluk

Sevgi Ve Dostluk

Sevgi ve dostluk

Kavgayı, bir yaprağın üzerine yazmak isterdim sonbahar gelsin yaprak dökülsün diye

Öfkeyi, bir bulutun üzerine yazmak isterdim yağmur yağsın bulut yok olsun diye

Nefreti, karların üzerine yazmak isterdim güneş açsın karlar erisin diye

...Ve dostluğu ve sevgiyi, yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye

Bir Roman Kahramanı

Bir Roman Kahramanı

Çadırımın üstüne yağmur yağıyor
Saros körfezinden rüzgar esiyordu
Ve ben,bir roman kahramanı
Ot yatağın içinde
İkinci dünya harbinde
Başucumda zeytinyağı yakarak
Mevzuumu yaşamaya çalışıyordum
Bir şehirde başlayıp
Kim bilir nerde
Kim bilir ne gün bitecek mevzuumu

Sen Yoksun

Sen Yoksun

Gazetelerin Kurumamış
Akşam Baskısında En Çok
Arıyorum Seni Ah... Yoksun
Ne Bir Yazı Ne Bir Resim Yok

Kavga Sperlerinde Yoksun
Jandarma Sirenlerinde Yok
Düzmece Bir İntiharmısın
Arama Bültenlerinde Yok

Yanımda Yoksun Canımda Yok
Ne Çok Özledim Bilsen Ne Çok
Sen Yoksun Faydası Yok
Ben Yokum Ah Ben Yokum

Vurulan Kuşun Kan Damlayan
Körpe Kanatlarında En Çok
Soruyorum Seni Ah…Yoksun
Son Bir Ümit Son Bir Çare Yok

Baştan Kara

Baştan Kara

Başlayan bir şey vardı unuttum
Anımsamaya çalışıyorum şimdi
Emekdar kelimelerle:
Bahar
Gençlik
Bebek
Çiçek
Deniz
İşçi
Bağımsızlık
Özgürlük
Eşitlik
Aşk
Mezarımda dönüyorum da
Yuvarlanıyorum baştan kıça
Kalafattan yeni çıkmış bir tekne
Dalga olmayan dalgaların üstünde...

(Güle Güle Seslerin Sessizliği

Bizim Türkümüz

Bizim Türkümüz

Bizim türkümüzde gurbet var artık.
Hasret var, yürek var, toprak var balam
Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar
Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları'na dek uzar
Kim demiş vatanımız Edirne'den Kars'a kadar.

Kerkük'te kurşunlar ansızın bizi vurur
Sürüklenir sokaklarda başsız cesetlerimiz
Zulüm bir hançer gibi içimize oturur
Bir mağara devrinden arta kalan insanlar
Kerkük'te kan kusturur...

Uzar gider bir sessizlik içinde
Bir uçtan bir uca Türkistan toprakları
Beyaz altın dediğimiz pamuk tarlalarına
Çöreklenir yedi başlı kızıl yılan
Baş kaldırsa esarete yeni bir Osman Batur Han
Bebekler bile vurulur beşiklerinde
Kana boyanır Türkistan.

Basmış kanlı çizmeler toprağına bir defa
Çiğnenmiş kara kalpaklar, temiz duvaklar
Susmuş minarelerinde mübarek ezan
Prangaya vurulmuş bir mahkûm gibi çaresiz
Boynu büküktürkülerde güzelim Azerbaycan.

Bir kanlı ağıt söylenir şimdi Kırım'da
Biz duyarız Kırım'ın öldüren feryadını
Bir büyük destanla birlikte yeniden yazacağız
Kırım topraklarına Kırım Türkünün adını.

Balkanlarda büyük, öksüz kubbeler
Minareler, şadırvanlar, kervansaraylar
Bizi söyler, anlatır Mimar Sinan'dan beri
Üsküp'te, Estergon'da, bir atar damar gibi
Davullar, zurnalar ve serhat türküleri...

Yüzyıllardan beridir Altaylardan Tuna'ya
Bizim türkülerimizdir söylenen
Konuşan dil, bizim dilimizdir
Renk renk, nakış nakış uzayan toprak değildir
Kilimlerimizdir...

Yine bir dağ gibi, bir dev gibi doğrulacağız
Yeni bir ruh doğacak toprağımızdan
Tanıyacak bizi dünya yeniden heyecanla
Burma bıyığımızdan, kalpağımızdan.

Bizim türkümüzde gurbet var artık.
Hasret var, yürek var, toprak var balam
Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar
Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları'na dek uzar
Kim demiş vatanımız Edirne'den Kars'a kadar.

İhtiyarlık İle Gençlik

İhtiyarlık İle Gençlik

İhtiyarlık ile gençlik diyerek,
Şu hayatı ikiye böldürme!
Ey büyüken de büyük Allah'ım,
Benden evvel s..imi öldürme!

Aylaklar

Aylaklar

Bütün bir gün sırtüstü
uzanıp dere kıyısında
dinledik suyun akışıyla
kavakların hışırtısını

Mor incirler kopardık
kuşluk vakti dallardan
soğuttuk soğuk sularda
ürküterek kurbağaları

Öğleye doğru köylüler
bir sepet kehribar üzüm
ve domates getirdiler
bir topak da peynir

Onlar işlerine döndüler
biz yalnız kaldık yine
umursamaz tarlakuşları
uçuşup durdu üstümüzde

İkindiye doğru derede
taş sektirdik, yüzümüzü yıkadık
bir taş atımı ötede
sıçrayıp kaçtı bir dağ tavşanı

Akşamın bir vaktinde
köylüler sepetleriyle
ve türküleriyle gelip
kondular dere kıyısına

Meşe dalları toplanıp
ateş yakıldı orta yere
çevirdik erafını hepimiz
konuştuk şundan bundan

Sonra kıvrılıp yattılar
uyuyakaldılar hemencecik
Ortada küllenen ateş
gökte yürüyen ay kaldı

Uyuyamadık biz bir zaman
Çobanların çok ötelerden
gelen türkülerini dinledik
bir de kendi nefeslerimizi

Sabah erkenden gittiler
biz kaldık yine orada
ve yine sırtüstü uzanıp
dinledik kendimizi bir süre

Ne köylüler yüz verdi bize
ne de bütün bir gün
dere kıyısında
düdüğünü öttüren çocuk