18 Şubat, 2010

29 Ekim Geldi

29 Ekim geldi,
Bize sevinç getirdi.
Herkesi eğlendirdi,
29 Ekim geldi.

Küçük büyük herkes,
Cumhuriyet'i kutladı.
Kutlayamayan herkes,
Üzüntüyle ağladı.

Atatürk deyip geçmeyin,
Ülkemizi kurtardı.
Herkes isterdiki,
Onun gibi kurtarmayı.

Gönderen: Busenaz Uçkun

29 ekim

cumhuriyet bayramı
geldi bize ne mutlu
bayraklarla donattıkgüzel okulumuzu

sokaklarda evlerde
al bayrak dolanır
onun al rengini
bütün dünya tanır

29 ekimi
karşılarız neşeyle
çünkü bugün erdik
büyük cumhuriyete

Gönderen: kerem süküt

ATAM

10 Kasım'da derler ya
ATATÜRK ölmüş
Atam,sen ölmedin ki
Kim dedi bunu
O kişi unutmuş galiba
Kalbimizde olduğunu

Ne 10 Kasımlar geçti
Ama ATAM sen
Kalbimizin en değerli yeridesin
Bunu bütün dünya duysun
Sen ölmedin
ÖLEMEZSİN...

Işte bugün
Işte bugün 10 kasım yine
Düşünüyorum ATAM
Resmine bakınca
Parlıyor mavi gözlerin
Çünkü;ATAM sen ölmedin

Gönderen: ESRA EREN

ATAM SEN KALK BEN YATAM

Atam seni seviyorum,
Sen dünyaya gel
Ben sevinim her gün
Seni göreyim seveyim her zaman.

Sen kalk gel dünyayı kurtar,
Sana sarılayım doya doya
Seni kucaklıyım kucak kucak
Atam sen kalk ben yatam.

Seni sevmeyen ne olsun,
Bu ATA sevilmezmi?
Bu ATA bizim ATA'mız
Atam sen kalk ben yatam.

Gönderen: Aslı Demirci&Fatma Kara

10 Kasım 1952

10 Kasım 1952

Sabahlar,her zaman güzel değildir,
Her zaman ayrılık akşamla gelmez.
Al atlar sırtında hoyrattır fecir,
Hoyrattır,ne kalbler kırmıştır,bilmez.
Sabahlar her zaman güzel değildir.

Vakti,bir yerinden bölünce şafak
İri ve rüyalı gözlerle müphem;
Nur olmuş içimde sanırım ak pak
Ayrı bir mânada korktuğum adem,
Eski düşüncemde,rahat ve uzak.

Fethe çıkmış gibi duyarım birden
Eşsiz gururunu bir cihangirin.
Ufuklar üstünde yüzen tekbirden
Vatanca büyümüş asil ve derin
Bir matem tütmekte şimdi fecirden



Gönderen: mehmet kestek

Selma FUAD

Ey isimsiz meçhul asker,
Ağustosun otuzunda
Kazandığın büyük zafer,
Karşısında: Cihan titrer.

Yüreğinde ateş yandı,
Mecbur oldun harp etmeye.
Elin kana bir boyandı,
Destanını cihan andı.

Tarihlere dönüm yaptı;
Demir elin: -Dur, diyerek...
Bütün dünya hisse kaptı;
Huzurunda irkilerek.

Meçhul asker; alkış sana,
Yaşıyorum sayende ben...
Vazifedir her an bana,
Hürmet etmek mezarına

Gökalp ARKIN

Bugünü adın gibi iyi bil, daima an,
Türk adında bir millet yok denildiği zaman.
Tarihler dize geldi ve şaştı bütün cihan,
Doğdu eşsiz bir güneş, o kurtardı vatanı.

Parlayınca kılıçlar, ufuklar kızıllaştı,
Ordu bir sel olarak bütün setleri aştı,
Türk, istiklal uğrunda kahramanca savaştı;
Bu 30 Ağustostur iyi bil, iyi tanı.

Çınlasın kulağında Dumlupınar zaferi,
Zaferi zaferle tat, çalış hiç kalma geri,
Hedefin yükseliştir, ey Türk genci ileri,
Eşsizliğe dönmeli bu vatanın her yanı.

Nazile DEMİR

Bugün güneş sevinçli, gülümsüyor yurduma,
Vatanı saran düşman ermiş muradına,
Bakın nasıl kaçıyor hiç bakmadan ardına,
Zafer Türk milletinin, kavuştu öz yurduna.

Dört yıl gece gündüz savaşmıştık durmadan,
Rahat nefes almadık vatanım kurtulmadan,
Önümüzde altın saçlı ay bakışlı kumandan,
Düşmanları mahvettik silahımız olmadan.

Kadın, erkek yanyana, taş, değnek, kürek ile,
Düşmanları kovarken tepeler geldi dile,
Ölüm korkusu yoktu, ölürken bile bile,
İşte bu ruh bizleri destan etmiş dillere.

Mustafa Necati KARAER

Kocatepe'nin büyük düşünceleri,
Doğuyor kalplere aydınlık, zamanlı.
Uyku tutar mı ağustos geceleri,
Bu ay cümle fetihlerle heyecanlı,
Heyecanlı hey.

Mustafa Kemâl'in dudağında eli,
Gözlerine vurmuş vaktin en güzeli.
Bu dağlar, askeri deli eder deli.
Vermiş omuz omza destanlı destanlı,
Destanlı hey.

Hazır ol vaktinde şafaklar!
Hazır, yürümeye topraklar,
Tepe tepe kımıldanıyor...

Endişeli, uzakların benzi uçuk,
Düşman, düşman ama çocuk kadar küçük.
Yirmi altı ağustos, saat beş buçuk.
Dram, Dumlupınar'da başlıyor, kanlı,
Alkanlı hey.

Ferit Ragıp TUNCOR

Hasmın diş geçiremez artık senin etine,
Çünkü seni koruyan çelik kanatların var.
O havada dolaşır, iner ve çıkar yine,
Yurda zarar verecek birer tehlike arar.

Bu azim, iradeyle artık korkma yarından,
Tuttuğun her iş böyle sonuna varacaktır.
Her yıl göğe katılan çelik kanatlarından
Bugün gurur duyarak, göğsün kabaracaktır.

Arkadaş, candan kutla büyük zafer gününü,
Madem ki sen bir Türk'sün ve bu yurdun malısın.
Bir zafer elde eden günün büyüklüğünü,
Ta içinden, etinden, kanından duymalısın

Ahmet Kutsi TECER

Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos
İçime bir ordu havası dolar.
Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos,
Bayrak imil imil, geçer ordular...

Geçer tunç adımlar demir göğüsler,
Geçer Mehmetçikler, geçer subaylar,
Hepsinin alnında zaferden süsler.
Geçer hayalimde bir bir alaylar.

Geçer toplar, geçer atlar, yağız, al,
Geçer dağlar, geçer yollar, şehirler...
Yangınlar üstünde ince bir hilal!..
Yaralılar düşe kalka geçerler.

Çılgın bir istekle bu şan akını
Afyon'dan, İzmir'e kaçlar çağıldar.
Unutmuş at gemi, kılıçlar kını,
Can canı unutmuş zafere kadar.

Ne var bu dünyada sana yakışan,
Alnında bir zafer sabahı kadar;
Sen Mehmetçik, söyle büyük kahraman,
Sana zafer kadar yakışan ne var?

Her yıl bugün olur, Otuz Ağustos,
İçime bir zafer havası dolar.
Başlar dimdik, gözler çelik, yüzler pos,
Bayrak imil imil, geçer ordular...

06 Şubat, 2010

PERVANE...

aman donerim askinin etrafin da pervaneyim;
pervaneyim sana
yuruyorum sokaklarda sen evinde uyurken
saatten haberim yok belki gec belki erken
yuruyorum sokaklarda sen evinde uyurken
saatten haberim yok belki gec belki erken
kaderin cilvesinden sarabin ofkesinden
anladimki kacis yok bu askin pencesinden
isten eve donerken susayip su icerken
her daim aklimdasin;
hayat akip giderken
hayat akip giderken
hayat akip giderken
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip birsoneyim alacakaranlikta
yuruyorum sokaklarda sen evinde uyurken
saatten haberim yok belki gec belki erken
kaderin cilvesinden sarabin ofkesinden
anladimki kacis yok bu askin pencesinden
isten eve donerken susayip su icerken
her daim aklimdasin;
hayat akip giderken
hayat akip giderken
hayat akip giderken
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
sen parla ben doneyim askinin etrafinda
bir yanip bir soneyim alacakaranlikta
alacakaranlikta alacakaranlikta
alacakaranlikta

O'NA...

kirli suyunda parıltılar

akvaryumunda sana başarılar
biraz yemsiz biraz keyifsiz kal
sığ suyunda kıpırtılar
biraz sessiz biraz kimsesiz kal
bak kendin bile inanmıştın
sen tertemiz ve saftın
kirli suyunda parıltılar
artık bir değerin var
yalnızlığın tadı hep böyle kaçar mı
bir gün kalbin elinde sessizce patlar mı

artık yalnızlığın var
kirli suyunda parıltılar...

akvaryumunda sana başarılar
biraz sessiz biraz sevgisiz kal
bak kendin bile inanmıştın
sen rengarenk kraldın
kirli suyunda parıltılar
artık bir değerin var
yalnızlığın tadı hep böyle kaçar mı
bir gün kalbin elinde sessizce patlar mı ?

HER NEYSE....

Ve ben artık seninle yapamıyorum,birtanem
Elimde değil,istesemde,istesemde,yapamıyorum
Ve seni aramak gelmiyor içimden
Eskisi gibi değil
Seninle ben,seninile ben ne yazık olamıyorum

İnanamıyorum bu hale nasıl düştük bilemiyorum
Sende mi,bende mi,herneyse
Her kimdeyse,
Neyse bilemiyorum

Ve sana dokunmak gelmiyor içimden
Aşk sözlerin batıyor
Sarılsanda,yalvarsanda,
Seni duyamıyorum

Yeter artık ben seni sevemiyorum,birtanem
Bırak beni,anlasan,anlasana,
Seni istemiyorum
Olur olmaz nedenler,her yerde izlenmeler
Böyle şeylerden yoruldum
Ne yazık ki,ne yazık ki birtanem,boğuluyorum

Bu Dünyadan Bir YAVUZ ÇETİN Geçti....

Türkiye'nin en yetenekli gitaristlerinden biriydi Yavuz Çetin. Gitarını çalarken bu dünyadan uzaklaşır, hayranları ise dünya standartlarında bir gitaristi,bir virtüözü dinlemenin keyfini çıkarırlardı. 17 yaşında başladığı profesyonel müzik serüvenine ve yaşamına, 31 yaşında iken kendi isteğiyle son verdi. 2 albüm, sayısız konser ve stüdyo performansı, en önemlisi de Yavuzcan adını verdiği oğlunu bıraktı geride.
1970 yılında Samsun'da doğan Yavuz Çetin, 10 yaşındayken cura ve bağlama çalmaya başladı. Günün birinde dinlediği elektro gitarın sesine hayran kaldı ve 1985 yılında akustik gitarla başladığı çalışmalarına daha sonra elektro gitarla devam etti. O günden sonra elinden bırakmayacağı gitarı, kısa süreliğine de olsa, kendisini hayata bağlayacaktı. İstanbul'a geldikten sonra müzik çalışmalarına hız veren Yavuz Çetin, birçok grupta gitarist ve solist olarak bulundu; bu grupların içinde Blue Blues Band'in yeri ayrıdır. Batuhan Mutlugil, Kerim Çaplı ve Sunay Özgür'le birlikte kurdukları grup, 70'li yılların Rock ve Blues parçalarını yeniden düzenleyerek sahneye taşıdı. Daha sonra Fuat Güner'le tanışarak, stüdyo müzisyenliğine adım attı ve birçok sanatçının albüm kayıtlarına eşlik etti. Göksel'in ''Sabır'' şarkısında kullandığı ''Talkbox'' performansı ile Türkiye'de bir ilke imza attı. MFÖ ile turnelere de katılan Yavuz, gitardaki üstün yeteneği sayesinde aranan bir isim olmayı başarmıştı.
Artık sıra kendi albümüne gelmişti ve 1997 yılında bu isteğini gerçekleştirdi. ''İlk'' isimli albümü, Yavuz Çetin'in gitardaki üstün performansının yanında, yazdığı şarkı sözleri açısından da önemlidir. Duygusallığını ve samimiyetini, şarkı sözlerine ve sololarına başarıyla yansıtan Yavuz, kısıtlı tanıtım çalışmaları nedeniyle geniş kitlelere ulaşamadı. Ancak ''Dünya'' isimli enstrümantal parçası, Sinan Çetin'in yönettiği ''Propaganda'' filminde kullanıldı ve filme önemli katkı sağladı.
2000 yılında ikinci albümünün hazırlıklarına başlayan Yavuz Çetin, ruhsal açıdan sıkıntılı bir döneme girmişti. Psikolojik tedavi görmeye başlasa da ruhundaki depremlere engel olamıyordu. Yeni albümü için yazdığı şarkı sözlerinde de bu depresif tarafı kendini belli edecek ve albümüne ''Satılık'' ismini verecekti. Hayatı boyunca duygularıyla yaşayan bir insan olarak, maddiyata dayalı düzene başkaldırıyordu. Bir süre sonra, artan bunalımları nedeniyle hastaneye kaldırılan Yavuz Çetin'e, ''yoğun depresyon'' teşhisi konuldu. 10 gün süren tedavinin ardından taburcu edildi ve ''en iyi ilaç müzik'' diyerek, albümünü tamamlamak için stüdyoya kapandı. Ne var ki, 15 Ağustos 2001 tarihinde, yaşamaktan ve bu dünyadan vazgeçti. ''Kimse Bilemez'' şarkısında, ''Güzel olan her şey neden çabuk biter?..''diyordu Yavuz Çetin. Maalesef, bu sefer de öyle oldu ve bu dünyanın yaşamaya değmeyeceğine karar vererek, aramızdan çok erken ayrıldı.
Ölümü, daha fazla tanınmasına ve medyada geniş şekilde yer bulmasına neden oldu. Gazeteler, ''Cennet bir virtüöz daha kazandı'' ve ''Dertli gitar sustu'' gibi manşetler attı. Yaşarken Yavuz Çetin'i ve eserlerini görmezden gelen medya, onu ölümünden sonra keşfetmiş, ancak çok geç kalmıştı.
Kasım 2001' de piyasaya çıkan albümündeki ''Yaşamak İstemem'' isimli şarkı, Yavuz Çetin'in neden intiharı seçtiğini anlatıyor ve insanı makineleştirmeye çalışan iğrenç düzeni kıyasıya eleştiriyordu: ''Bana öğretilen her şey/ Bana önerilen her şey/ Bana dayatılan yaşantı/ İşe yaramaz bir çöplük/ Yarattığınız sistemler/ Kullandığınız yöntemler/ Yaşamak istemem artık aranızda/ Belki de terslik bende/Yapamadım bu düzende/ Kaçacak delik arar oldum/ Sürüngenler şehrinde/ Eğitilmiş köpekler/ Doymak bilmez maymunlar/ Yaşamak istemem artık aranızda/ Benden, bir ruhsuz yaratmayı nasıl başardınız/ Benden, bir hissiz yaratmayı nasıl başardınız/ Benden, bir uyumsuz yaratmayı nasıl başardınız/ Benden, sizden biri yaratmayı nasıl başardınız/ Yaşamak istemem artık aranızda''.....
Müziğin, muhalif ve uyumsuz çocuğu Yavuz Çetin, ayakta kalabilmek için çok çabalamış ancak, bu dünyaya ait olmadığına karar vermişti. Göçmen bir kuştu; zamansız göçüp giden; beyaz kanatlarıyla karanlığı terk eden.......

YALNIZLIK....

Bir kadın 'ben üşüyorum' dediğinde, bunun cevabının, 'üstüne bir şey al,' 'istersen bir taksiye binelim,' 'eve geldik zaten' türünden bir söz olmadığını,
'üşüyorum' dediğinde kadının 'bana sarılsana' demek istediğini ve ona sarılmak gerektiğini öğrenmek epey zamanımı aldı.
Sanırım binlerce yıl boyunca isteklerini açıkça söylemelerine izin verilmediği için 'gizli bir dil' geliştirmek zorunda kalan kadınlar, bu kadar basit bir şeyin erkekler tarafından niye anlaşılamadığını, niye 'emeceklerine üflediklerini' hiç anlayamazlar.Erkeklerin, bakkal dükkanının arka tarafındaki salak küçük oğlana benzediğini düşünürler:
'Anlayışsız ve beceriksiz salaklar.'
Sevgi ve şefkat eksikliğine hiç tahammül edemeyen, bunların 'açıkça' söylenerek elde edilmesinin ise elde edilenin değerini düşüreceğine inanan kadınların niye isteklerini düpedüz söylemedikleri ise erkekler için hep bir sırdır.Duygularını göstermenin kadınlara özgü bir davranış olduğunu sanan erkekler, açıkça sevgilerini ve şefkatlerini göstermekten hep utanırlar.Farkında olmadan, onlar, bu duyguların gösterileceği tek yerin yatak odası olduğuna inandıklarından, kalabalıkların içinde sevgi ve şefkat gösterdiklerinde, herkesin seyrettiği bir yerde sevişiyorlarmış hissine kapılıp tedirgin olurlar.
Erkekler için duygular, kapalı yerlerde yaşanması gereken 'mahrem' şeylerdir, kadınlar ise bunu hayatın her anında yaşanması gereken bir şey olduğunu düşünürler.Hemen hemen hepsi gizli bir 'derebeyi' olan erkekler, kadınların her isteğinde, her talebinde bir isyan, bir başkaldırı hatta bir hakaret görürler.
Erkeklerin bekledikleri, kadınların 'üşümeleri' ya da 'acıkmaları' değil, erkeğin yanında soğuğu ve açlığı hissetmeyecek kadar kendinden geçmiş bir aşka kapılmaları ve bu aşkı taleplerini dile getirmeyerek göstermeleridir.Galiba o yüzden, erkeğin biraz kadınsılaştığı ve duygularını alabildiğine özgür bıraktığı aşkın ilk günleri geçtikten ve erkek yeniden erkekliğine döndüğünde, kadınlar 'üşümeye' başlarlar.'Benim uykum geldi' dediğinde erkeğin onla beraber yatmamasını, perhize başladığı sırada aniden bir hoşluk yapma isteği duyan erkeğin ona sevdiği yemekleri almasını 'düşmanca' bulmaya koyulurlar.Artık erkeğin her davranışı ince eleklerden geçirilip, onun sözlerinde ve davranışlarında 'sevgisizlik' işaretleri tek tek saptanır.Ve o gizli dil daha sık ortaya çıkar.Kendilerinden yakınırlar önce, 'çok şişmanladım,' 'çok yaşlandım,' 'çok çirkinleştim,' bunları söyledikten sonra erkeklerin ne söyleyeceklerine, ne yapacaklarına bakarlar.Kendilerine büyük bir ilgi eksikliği olarak gözüken o anlayışsızlıkların, artık eskisi kadar beğenilmemelerinden ya da sevilmemelerinden mi kaynaklandığını anlamaya uğraşırlar.
........... KADIN 'ÜŞÜR'
Son bir iki deneme daha yapar, bazen güzelliği ve cinselliğiyle, bazen sinirli çıkışmalarıyla, erkeğe 'üşüdüğünde ona sarılınması gerektiğini' bir daha öğretmeye uğraşır.Ama erkek hâlâ, emeceğine üflüyorsa, o tehlikeli sapak yaklaştı demektir.Ya kadın kadere rıza gösterip teselliyi hediyelerde, parada,
çocuklarında, kendisine sağlanan güvende aramaya razı olur ve arada sırada tutan 'ben çok yalnızım' yakınmaları ve ağlama nöbetleriyle hayatını sürdürür ya da 'üşümeye' fazla dayanamayıp, 'sarılmasını bilen' biri var mı diye etrafa bakınmaya koyulur.'Sarılmasını bilenler' bu sapaktaki kadınları keskinleşmiş radarlarıyla hemen bulurlar.Bir vakit işler iyi gider.Ama sarılmasını bilenler de bir süre sonra kaçınılmaz erkekliklerine geri dönüp, üşüyen kadına, üstüne bir hırka almasını söylerler.Ve, bu, hem acıklı hem eğlenceli süreci başlatan ilk uyarı da, her kadının kendi özel lisanında hemen söylenir......

- Üflemeyeceksin salak, emeceksin.

sana....

Suyun derinliği aynıydı
Ama senin beline benimse omuzlarıma geliyordu
Bütün yapraklar sararıp düşecekti
Ama ilk ben düştüm kalanlar arkamdan korkuyla baktı

Bütün aşklar çok büyük olacaktı
Ama en büyük bizimkisi diyecektik
Her bir insan eşsiz olacaktı
Ama hep kendimizi en değerli zannedecektik

Çamur mu sürmek istiyorsun başkasının duygularına
Önce senin ellerin kirlenecek
Suyla mı gidiyorsun bir başkasının yanan yüreğine
O yürekte hep yerin olacak

Sana bilmediğin bir şey söyleyemem
Ben de hiçbir şey bilmiyorum
Ne kadar iyilik varsa hepimiz için
Hepsini dileyip gerisine direniyorum

Çok sonraları fark edecektik
İyilik temizlik bile göreceli olacaktı
O kadar hızlı kirlenecektik ki
Masumiyet fotoğraflarda eskiyip solacaktı

Korkuyor musun senden farklı olan her şeyden
Korktuğun şey kendi içinde büyüyecek
Ortak mı oluyorsun bir başkasının yalnızlığına
Yüreğin yalnızlık nedir bilmeyecek

aşk..

ne güzel süpriz bu böyle
hoşgeldin
boşver çabalama
konuşmak zorunda değilsin
hem hareketlerinden
küçücük mimiklerinden
kalbini okurum ben
bütün gün yataktaydım
yüzümde yastık izi
seninde geçmişinde
binlerce ağır yenilgi
çok şaka yaptıysam
aslında korktuğumdan
beni zaten tanırsın sen
derlerki bir yerden sonra
acımaz kanamazlar
zaten aşk kötü bir şaka
anlamaya çalışma
her güzel şey bitermiş
aşk nedensiz sevmekmiş
kulağımda gürültüler
uyurken televizyon açık kalmış
bir ülkenin bodrum katında
kirli bir savaş varmış
midem bulanıyor
galiba dünya tuttu
ben, hep kuruttu
derlerki bir yerden sonra
acımaz kanamazlar
zaten aşk kötü bir şaka
anlamaya çalışma
her güzel şey bitermiş
aşk nedensiz sevmekmiş

mektup

Telefonda konuşamam bilirsin,
Mektuplarıysa ertelerim hep,belkide yazım çirkin diye.
Çok düşündüm, çok kurdum,
Karar verdim hep vazgeçtim,ama sana yazabilirim nihayet.
Aslında söz vermiştim,duygularımı kilitlemiştim,ta ki sen açana dek.
Korkma sevgi dilenmeyeceğim ama bilirsin beni işte
Bitiririm her şeyi bir dikişte

Napim?
Aşk bu,savaş bu binlerce yıldır sürüp giden
Aşk bu,savaş bu kadın ve erkek arasında

Artık saymıyorum yılları,bana deyip geçen hayatları,
Zaten pek de sevmem insanları.
Ama kimi dostlar var sevdiğim,sokak köpekleri beslediğim,
Bazı güzel anılar biriktirdiğim.
Tutku garip bir şey ve çok vahşi,
Ve çok hırslıydım zaten bende o yüzden de yağmaladım seni…
Kolay değildir bilirim,bir aşkı bir kalbe koymak,
Hele bir başkasını severken sen.

Teşekkürler,bir zamanlar beni cok sevdiğin için
Bu mektup da olmadı,kelimeler toparlanmadı,işte şimdi çöpe gidiyor.
Yinede mektubuma son verirken,
Seni her zaman çok seven,
Ben..

sol beyin..

Siz ağırlıklı olarak, sol beyninizi kullanıyorsunuz.

Sizin gibi sol beynini kullanan insanlar genellikle, konuşma kabiliyeti, detaya inme, mantıklı ve analitik düşünme gerektiren durumlarda zorluk çekmezler. Farkında olsanız da olmasanız da, hitap tarzınız ve düşüncelerinizi ifade ediş biçiminizle insanları etki altına alma kapasiteniz çok yüksek. Yazar veya şair olmayı, güzel ve akıcı konuşmayı gerektiren özellikler, sol beyinle ilgilidir. Bunun yanı sıra dil öğrenmeye de büyük bir yatkınlığınız var.

Sol beynini ağırlıklı kullanan biri olarak, karşılaştığınız olayları belli bir mantığa oturtarak değerlendiriyorsunuz. Niyetten ziyade sonuca odaklı bir yapıya sahipsiniz. Bir işi bitirmeden diğerine atlamak size göre değil. Programlanmış günlük işlerden zevk alıyorsunuz ve genelde plan, program yapıp, bu sıraya göre hareket etmeyi tercih ediyorsunuz. Bu da, yöntemli ve verimli bir çalışma tarzınız olduğu anlamına geliyor.

Matematikte başarılı olma şansınız da çok yüksek. Rakamlar, sayılar arası ilişkiler, diziler, işlemler ve soyut düşünceden sol beyin sorumludur. Özellikle cebirsel işlem, denklem ve problem çözmede gayet iyi olduğunuz söylenebilir.

Kendinizi rahat ifade edebildiğiniz için insanlarla iletişime geçmekte zorlanmıyorsunuz. Genelde yanlış anlaşılma gibi bir korkunuz yok; çünkü doğru kelimeleri bulmak, sol beyin için kolay bir iştir. İnsanları dinlerken de, aynı zamanda detaylara odaklandığınız için, mantıklı sonuçlara varabiliyorsunuz.

Sol beyin gerçekleri olduğu gibi ele aldığından, girdiğiniz yeni ortamlara kolaylıkla uyum sağlayabiliyorsunuz. Sizin için püf nokta, ortamın kurallarını bilmek ve ona göre hareket etmek. Eğer bir kural yoksa, kendi kurallarınızı koyacak kadar da güven sahibisiniz.

Fakat, sol beyni baskın kişilerin, genel olarak ilişkilerde zorlandığı bir kısım vardır; empati kurmak... Bununla ilgili en meşhur örnek, yol tarifidir. Örneğin; siz karşınızdaki kişiye yol tarif ederken, metresi metresine doğru bir tarif verebilirsiniz ancak, bütün yönleri kendinize göre tarif edersiniz. "Sağa gideceksin" dediğinizde, bu sağ taraf, sizin sağınızdır. Sol beyin, ben merkezci özellikler taşır.

İlişkilerdeki diğer bir eksi yön ise, insanlar hakkında karar verirken, kar-zarar analizi yapmaktan kendinizi alıkoyamamanız. Aslında bu durum sol beynin, aklı ve mantığı duygulardan önce tutmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin, bir iş yerinde patron sizsiniz ve çalışanlarınızdan birine bir proje verdiniz. Fakat bu proje, o kişinin bütün çalışmalarına rağmen, sizin istemediğiniz biçimde sonuçlandı. Bu durumda, o kişinin iyi niyet çabalarını ve emeğini bir kenera koyarak, o insanı gereğinden fazla cezalandırmanız, ya da acımasızca eleştirmeniz olasıdır. Çünkü sizin için, işlerin geldiği nokta önemlidir.

Sol beyin, detaycı ve analitik düşünme sayesinde, size ayrıntılı işlerde büyük başarı sağlar. Fakat bazen ayrıntılara fazla girmek, büyük resmi görmenizi engelleyebilir. Buna dikkat etmeli ve dengeyi sağlamalısınız.

Konu kitaplar olduğunda, "roman" pek tercih ettiğiniz bir tür değil, ya da ilk tercihiniz değil. Genelde düşünsel ve felsefi bazlı kitaplar, akademik değeri olan, araştırma ürünü yazılar ilgi alanınıza giriyor. Romanda ise gerçek yaşamdan esinlenerek yazılmış eserlerden daha çok hoşlanıyorsunuz. Örneğin, biyografiler, tarihi romanlar, birebir hayatın içinden insanların anlatıldığı hikayeler gibi. Aynı şey sinema için de geçerli. Kurgusu yüksek, fantastik filmler pek ilgi alanınıza girmiyor.